İçimdekiler...

15.7.09 |

Kendimi anlatmayı sevmem ama başkaları hakkında yazı yazmaya bayılıyorum, huyum kurusun. Böle atıp tutiim, attıklarım doğru çıksın. Ama illaki doğru çıksın.
Benim blogun adı o yüzden “ahkam defteri” sanırım. Pek seviyorum işte bu yüzden blog tanıtımlarını.

Ama bu sefer zor olacak biraz, ama yapabilirim, inanıyorummm. Blog tanıtımı konusu biraz çetrefilli bir konu biliniyor. Nedir , okuduğun , sevdiğim blogları tanıtıyorsun sonuçta. Ama ben bu blog için iyi bir şey söylersem ayy bu çok şımarır yaa. Böle aallaahıımm, bi havalar bi havaalarr, 3 gün susmaz.”Evet evet o benim işte” “kahretsin yine mükemmelim” filan der. Yani böle bi havalara sokmadan, sakin ve mağrur tanıtmak gerek , nasıl yapacağımı bilmiyorum ama durun bakalım, buluruz bir yol. Teknik bi dil mi kullansam acaba. Hah cidden teknik bir dil çok iyi olur mühendizzzz adam için.bin tane hata bulur yerin dibine sokar çıkartır beni.

Blog; İçimdekiler

Blogger;
LA78’ers (hiiiç çözmeye uğraşmayınnn , kafa yormayım yani, Los Angeles değilmiş ama)

Burç:
akrep, üstelik yükseleni akrep olan bi akrep...(ne alakası var deme okuyucu, ne alakası var demee...bi bildiğimiz var ki akrep olduğunu belirtiyoruz...yaa benim çevremi blog aleminde cidden akrepler sardı, öle böle değil...mesela delinin biri...yükseleni akrep olan bi akrep oda işte, efsa da öle...neyse konumuz bu değil)

Bloggerımızın belli başlı özellikleri mevcut efendim. Bi kere kısa yazılar yazmayı seviyor. Kısa ama eğlenceli, kısa ama düşündürücü, böööleee ne bilim, hem gündem olsun, hem hayata eğlenceli bi bakış olsun , kulağa küpe olsun diyenler için birebir.Arada duygusal şeylerle karşılaşabilirsiniz, görmezlikten gelin bi zahmet. Geliyorlar arada soldan soldan. Kendisi uzun uuzuun yazılar okumayı sevmediği için yazmayı da pek sevmiyor dolayısıyla. Yani ulvi bir adamdır vesselam. “kendine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmıyor”. Geçen bunun farklı söyleniş şeklini okudum orda bi yerlerde “ kendine nasıl davranılmasını istiyorsa öle davranıyor” peygamber gibi bişi yani bu adam. ( durr seen duuurrr)

Haa, bir de yorumların hakkını verir kendileri. Hem kendi sayfasına yapılan yorumlara cevaplarıyla, hemde sizin yazılarınızın altına özenle yazdığı yorumlarla sizi 3 saniye içerisinde nasıl çıldırtacağını iyi bilir. (çıldırtmayı olumlu anlamda kullanmadım elbette)
Belli başlı blog yazılarının altında chat şeklinde oluşmuş yorum yığını görürseniz zaten tanırsınız kendisini.( tamam yaa biliyorum 4 te biri bana ait, diğer çeyreklerin kime ait olduğunu burada ifşa etmiyorum)

Velhasıl, LA'78ers, hakkında yazmaya değer, okumaya değer, akrep gibi sokar, nadide bir bloggerımızdır.İtinayla övülür, methedilir, gönül rahatlığıyla da içimdekiler'e sevk edilir.

Evde kendimiz!

|

selam blog manyakları. hadi sizinle blog tanıtmaca oynayalım. var mısınız yok musunuz?? "kutumda küçük hissedeeyom, o yüzden varım!" dediğinizi duyar gibi olduğum içün, başlayalım o zaman diyorum. önce ben!

bunu yapmayı uzun zamandır istiyordum aslında, çünkü acayip sevdiğim ve -her nedense- fazla izleyicisi olmayan bir blog bu, kıyıda köşede kalmış cevherlerden. ama kendi blogumun öyle bir konsepti olmadığı için yapamamıştım, şimdi fırsat bu fırsat diyip atlamalıyım diye düşündüm. iyi etmişim dimi? sağolun, varolun..

blogumuzun ismi, "Evde kendimiz!". 6 adet garip görünümlü, 2 adet ise görüntüsü hakkında fikir sahibi olmadığımız genç yazara sahip. ki onlar; depik, düşişleribakanı, AOE, delimezar, yandanyemişsirwinston, marvadam, cembaba ve stephan appiah. mizah yapıyor adamlar, ve "yapıyorlar" yani.. bazı yazılarında yüzünüzde hafif bir tebessüm oluştuğu gibi, bazılarında ise tabiri caiz ise anıra anıra gülüyorsunuz.

bu blogu nerden bulduğuma gelirsek.. yine bir blogcu arkadaşımla sohbet ediyoruz günün birinde, kendisi bana blog yaz diyenlerden biri olduğu halde, bi tane yazdığımı beğenmez!! burdan ona ve almanya'daki halama, fransa'daki teyzeme selam gönderiyorum. neyse işte, bi kaç blog adı verdi, "oku da gözün mizah görsün, örnek al" dedi ve Evde kendimiz! de bunlardan biriydi.

arkadaşıma güvenerek, blogu pek de incelemeden izlemeye aldım. asla pişman olmadım, utandırmadılar gerçekten. (bunu söylüyorum ki siz de bana güvenerek izlemeye alın ve pişman olmayın:P) (hayır yani benim bi çıkarım yok bundan, ister alın ister almayın ama gülmek istiyorsanız alırsınız banane kardeşim Allah Allah)

benim favori yazılarım arasında, "Böyle söyleyince daha bi' şey oluyo: ....." serisi var mesela. eş anlamlı iki kelimeyi ya da aynı nesneye verilen iki ismi kaşılaştırıp bu konu üzerinde tahliller, analizler yapıyorlar. neden bir kesim tarafından öyle, diğer kesin tarafından başka türlü söylendiğini geniş kapsamlı bir incelemeye tabi tutuyorlar :P çok da güzel oluyor:)

lafı uzatmak istemiyorum, sıkıcı olma ihtimalim vardır çünkü ama şunu özellikle tekrarlıyorum; gülmek isteyen kardeşler güvenle izleme listelerine bu nadide blogu alabilirler.

sözlerime burada son veriyor, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, yaşıtların ise yanaklarından öpüyorum. sevgiyle kalın gönül dostları.. :P

Bu yazıyı Altuğ için yazıyorum aynı zamanda tüm erkek familyası için yazıyorum. En çok Altuğ için ama sözüm var ona, aslında doğu blokuna mensup beyaz tenli ablaları ziyarete götürecektim onu, ben ısmarlayacaktım ama önce bir ara sıcak vereyim dedim ortam ısınsın diye haha:P:p

Çok değerli blogger, kadirşinas şahsiyet, pek güzel insan Cornelius üstad bıkmış hergün kızlarla partilerde eğlenmekten, rakılardan, mezelerden daha nelerden sıkılmış ki dergi işine girmiş kendileri. Dergimiz bir erkek dergisi. Bir erkeğin ilgilenebileceği herşey bu dergide. Kaçmaz :P Plaj güzelimizi gördününüz mü uff hah:P


Ama derginin içeriğine geçmeden önce ben nasıl öğrendim böyle bir derginin çıktığını onu belirteyim:P Mail yoluyla öğrendim. Ama gelen mailin başlığı aynen şöyleydi, az daha spam diye açmıyordum ama ne nan acaba bu diye içimdeki merak duygusuna yenildim. İyiki de yenilmişim genelde siliyorum okumadan.:P Başlık şuydu; "Trilyon verseler kereviz yemem diyorum ama 99 milyar verseler kerevizin tarlasını yerim" Çok garip geldi hangi spamci böyle bir başlık atar ki diye düşündüm:P:p hehe:D

Çok gevezelik yaptım yine fakındayım. Çelik'ten özür dliyoruz burdan :P Dergimiz dediğimiz gibi bir erkek dergisi. Dergimiz diyorum sahiplendim dergiyi:P Sizin içinizden bir dergi bu dergi. Bu dergi başka dergi:P Piyasa da gördüğünüz dergilerden farkı var. Acaba fakı nedir nedir derseniz farkı içinde reklam yok bu derginin. Yoksa pekte bir nanesi yok haha:P.p İşte karı kız resmleri falan, sonra kim kimi tavlamış, ayın hızlı çapkınları kimler, aslında Megan Fox ukturk ile berbaer gibisinden haberler var:P:p

Dergi de sadece güzel kadın fotoğrafları ayıpçıl şeyler yok tabi:P Mesela alışveriş önerileri, kitap film önerileri. Mesela hatunla izlenecek ve izlenmeyecek filmler gibi mesela aşağıdaki fotoda görüyorsunuz:P Sonra teknoloji bölümü var İphone 3gs ye yer vermişler. Var da var yani başta da dediğim gibi bir erkek insanının ilgi duyabileceği herşey bu dergide. Tamı tamına 96 sayfa. Bir dolu yazı var. Fotoğrafla doldurmamışlar yani. Zevkle okunacak nitelikte bence. Yok illa ben piyasaki dergilere bilmem kaç para verip düdüklenmek istiyorum derseniz o sizin tercihiniz. Burda bedavası ve reklamsızı varken.:P:p


Derginin ilk sayısı yayında şu an. Weblog köşesinde Pucca ve Siminya'dan yazıları görebilirsiniz. Siz de yazınızın blogunuzun internet dünyasının en çok okunan dergisinde yayınlanmasını istiyorsanız iletşime geçin dergiyle. İlgili sayfada adresleri var.:P

Bu arada şimi farkettim gevezelikten derginin adını söylememişim:P Dergimizn adı WinGman.. Kanatlı adam gibi birşey:P.p Ya da wingman kanatlandırır. WinGman havacılık dünyasında ki anlamı ise şöyle, "zor uçuş koşullarında pilotu destekleyen bir diğer pilot" yani biz erkeklere bir yardımcı bir danışman bu dergi. Çok güzel bir isin seçilmiş. Vallahi tebrikler. Ben yapsam ancak bu kadar iyi yapardım:P hah:D Ama kazın ayağı perdeli Cornelius'un dediği gibi farklı bir anlamı var, Winning Man'in kısaltılmışı. Ama benim ki de güzel bence:P.p

Dergi ekibine selamlar yolluyor gözlerinden öpüyorum, bir daha ki sayıyı ben ve arkadaşım Paolo ile birlikte iple çekiyoruz.

Adios atos portos:P

Merakla beklenen ÖSS belli oldu geçenlerde malumunuz. Birinciler hangi illerden, işte hangi iller daha başarılı bu sene, sonuncu il kim, ÖSS şampiyonların sırları neler, (ben söyleyeyim çok çalışmak arkadaş, zeka ile biryere kadar çalışmazsan olmaz) bunun gibi şeyler dönüp duruyor kaç gündür. Kusacağım artık:))

Bir de klasiklerimziden olan bunları genelde fakir edebiyatı olarak görüyorum. Arkadaş nasıl bir sistem ne biçim adalet, hayatımı 3 saatlik sınava bağlıyorlar olmaz ki nerede hak, hukuk bilmem ne falan fiş konak :))) Kaç gündür bunları duyuyorum ,görüyorum. Herkes ezberlemiş papağan gibi tekrarlıyor bunları. Genelde bunlar hiçbir baltaya sap olamamış sınava girecek ama kızlarla gezmiş , avarelik etmiş sonra sistem böyle sistem şöyle. Ya da çalışmamış yeterince bahaneler yaratıyor kendine. 3 saatlik sınavla olur mu 10 saatlik sınav olsa olur bak nasıl yaparım ben o zaman hueh:)))


Neyse, bu adamlar sınav kalksın olmaz böyle sistem diyorlar ama sorarsan ne gelsin yerine diye nasıl bir önerin var yok önerisi falan. Kalksın sadece herkes alınsın demek istiyorlar galiba.:) Üniversite lan bu boru mu herkes girsin. Zaten eli ayağı düzgün kaç uni var ki şu ülkede. Veya okul not ortalamasına göre alınsın ohh paşam başka.:))

O zaman torpilin babasını görmeniz mümkündür. Nasıl olacak o. Bazı okullar var not verince sanki namusunu veriyor gibi davranıyor. Büyük haksızlık doğar. Ben olsam o sistem de giderim bir özel okula veririm parayı veririm bağışı ohh 5.00 sana:))) Boğaziçi bekle beni. Ayrıca o kadar mezun olacak 5.00 olan. Hangi birini nasıl yerleştireceksin. Sınavsız olmaz yani. O zaman da üniversiteler Yüksek Lisans alımı gibi mülakat yaparlar. Orda da torpil, hepsine girer benim gibi dayısı bol olanlar ne yapacakın sen o zaman:))

Kim ne derse desin sınavlara verip verişterenlere inat. Yaşasın ÖSS,KPSS,KPDS,ÜDS,ALES var mı daha:))) Hepsine girdim Kpss hariç.:)) Bu sınavlar olmasa o zaman görürsün sen adaletsizliği, en azından şimdi sınav var biraz şansın oluyor kaderin kendi elinde, çözdün mü soruları girersin biyerlere , diğerinde ise sadece cüzdanına veya referanslarına bakarlar.

Sonuç: Elindekinin değerini bil, gelen gidenden iyi olacak sanma, boş konuşma, çalış adam ol baban gibi, eşek olma, ya da çalışma gez dolaş baban gibi eşek ol :))) sen karar ver:)) huhe:D

Yukardaki sorunun çözümünü bulana sürpriz hediye huhe:))

en birinci yazarımız ayşe arman'a geçenlerde bir mail gelmiş. demişler ki, "efendim soyunup da cesurum demek kolaydır, yiyosa örtünün de öyle gezin!"

o da bunu ciddiye almışmış, hemen araştırmacı gazeteci kimliğiyle araştırmış "bir türbanlı ne yapar ne eder, bonesini nasıl takar, iğnesini nereye saplar" diye, arkadaşı demet'i de almış yanına, çıkmış nişantaşı sokaklarına..

hikmetinden sual olunmayan Yüce Rabbim.. bu lüzumsuzları da yaratmışsın ki kendi değerimizi anlayalım diye, değil mi?

her neyse, olaya bakalım şimdi. ayşe arman uzun uğraşlar sonucunda bir güzel örtündükten sonra, tesettürlü insanların aşağılandığı iddia edilen yerlerde fink atmaya başlamış. tanıdığı insanların yanlarına gitmiş, gözgöze gelmiş, hatta muhabbet etmiş çoğuyla ama onu tanıyamamışlar. neden? çünkü çok çirkin olmuş ayşe arman, kafasındaki "bez parçası"yla. ha bir de, türban takılınca gözlerdeki güzellik ortaya çıkıyor denilirmiş ya; o da tamamen kadınlara teselli vermek içinmiş.. katılıyorum, çünkü bütün kapalı kızlar yüzüne bakılmıycak kadar çirkin görünüyor. hıhı, evet.

ayşe arman'ın bu eylemi gerçekleştirme amacı açısından bakarak okuyunca yazısını, şöyle bir sonuç çıkıyor ortaya:

sevgili ayşe arman, nişantaşı, reina, ve diğer "karşı mahalle"lerde türbanla gezerken herşey güllük gülistanlıkmış. hee şey canım, bi kaç kişi "minnacıcık" bi küçümsemeyle bakmış, ama o zaten ufacıcık bişey yani.. hee bi de şey işte, adamın birine de bi kaç soru sorunca adam bunu azarlamış ama, o kadarı da olur yani nolucak... herşey güllük gülistanlıkmış.. hiç rahatsız olmamış ayşe arman..

amaaaaaaaaaaaaaaaa! gel gör ki bu güzel hanımefendi bir de sütun bacaklarını açıp, mini eteğiyle fatih ismailağa caddesinden geçmeye karar vermesin mi?? vermiş.. ow may gad, işte orası çok kötüymüş.. nasıl kötü bakışlar, nasıl aşağılamalar, ne acı şeyler.. bunlara maruz kalmış ayşe abla yaa, inanabiliyo musunuz arkadaşlar:( uff çok üzücü çok kötü olduk yaa.. halbuki türbanlı halde nişantaşında ne güzel karşılanmıştı, niye böyle ki bu insanlar :(

..............

şimdi bakın.. ismailağa caddesinde başına gelenlerle dalga geçmedim. ayşe arman'ın bizzat kendisiyle dalga geçtim az önceki paragrafta. yoksa, kim nasıl giyiniyorsa giyinsin, nereden geçiyorsa geçsin, kimse de ona karışmasın benim şahsi temennim budur.

ayşe arman insanı ismailağa caddesindeki küçümsemeleri, tiksintili bakışları ciddi ciddi anlatmış, içerlemiş buna, ama örtününce başına gelenleri kendisi küçümsemiş.. minnacık şeylermiş onlar.. acaba böyle görmesinin sebebi onun aslında kapalı olmaması mı? kafasına tekbir giyimden gelen bi eşarbı takmakla, macera olsun, demetle eğlenelim deyip dışarda salınmakla türbanlı kadınların ruh halini anlayabileceğini mi düşünmüş? düşünmedi tabi ki, ona macera olsun, gazeteye yazacak reytingi bol malzemeler çıksın, amaç bu. fakat sorun şu ki, bu konular hassas konular ve macera olsun diye kullanılmaması gereken konular.

velhasıl ayşe can, sen türbanı kafana geçirip kikir kikir gülersen, yapılan ayrımcılıklar karşısında kahkahalar atarsan, ismailağa'da da pislik olup çıkarsın. bu böyledir. sen koskoca (!) yazarken empati yapmazsan, onlar hiç yapmaz. hiç vızıldanma sonra.

ayşe arman için bi dipnot: bone kulakların arkasından bağlanır ablacım, kulaklarını boneyle kapatıp sonra "seni duyamıyoruum lalalalalalaaa" deme bidahaki sefere.