1.4.17

Albert Camus ve Müslüm Gürses | dondurma üstüne su içmek


Merhaba sevgili seray severler. Şu anda elimde viskim ve şöminenin karşısında ayı postuna uzanmış bir şekilde meyvemi yerken yazıyorum bu yazıyı demek isterdim ama bildiğiniz sıradan bir masa başında yazıyorum. Ama ışıklı klavyem var, ışıkları kapatınca pavyon ortamı yaratıyor. (tek eğlencem) Yazının başlığı biraz garip gelmiş olabilir ama her ikisinin de benim şu sıralar hayatımda çok önemli yerleri var. Burada bir karşılaştırma yaparak yazıya meze etmek istemezdim bu iki muhterem kişilikleri ama tüm değerlerin popülizme kurban edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bundan dolayı üzgünüm. Yüce tanrı günahlarımı affetsin.


Şimdi diyeceksiniz Cezayir asıllı Fransız ünlü bir yazar ile arabesk şarkılar söyleyen Müslüm Gürses arasında nasıl bir ilişki kurabildin diye. Bence çok benzerlikler var ikisi arasında. En azından benim ruh dünyama yaptıkları katkılar birbirine benzer. Eskiden beri okuyanlar varsa bilirler takıntı yaptım mı onla ilgili ne varsa tüketmeden bırakmam, sonra da yüzüne bakmam. Ama bu kez öyle değil. Bu aralar Albert Camus ile ilgili ne varsa aldım ve okuyorum. Hatta okurken gözden kaçırırım diye "albert camus sözler" diye google'da saçma salak aramalar falan yaptım. (bilmediğim bir şey yokmuş) Böyle bir manyağım. Özellikle yalnız kalınca çok daha da takıntılı hale geliyorum. Bence benim hep çalışmam gerekiyor, boşluk yaramıyor. Müslüm de aynı şekilde son 2-3 ayda dinlemediğim şarkısı kalmadı sanırım. Ne varsa dinledim, hepsi ayrı bir güzellik ayrı felsefe bıraktı düşlerimde. (cümle sonunda camus etkilerini görebiliyorsunuz)

Öncelikle Camus okurken kitabı kapatıp sıkıldığım hiç olmadı. Hatta bir kitabını bir günde okuyup bitirdim.(Düşüş) Seks falan yapsam bu kadar zevk almazdım herhalde. Öyle mutlu oldum. Ertesi gün diğerine başladım, araya bazı kişisel problemler girmeseydi onu da bitirecektim sanırım. Bugün biraz daha okudum. Bazıları Camus okurken insanın yalnızlaşabileceğini, intihar etmek isteyebileceğini gibi şeyler söylemiş ama bence tam tersi kendimi buldum resmen. Beni ve yaşadığım bazı olayları anlatıyordu sanki. Sonuçta camus da yalnızdı ondan mı acaba yakın bulmam kendime cümlelerini, bilemiyorum. En son Türk Edebiyatı'nın en iyi romanlarından biri olan Nihal Atsız'ın Ruh Adam kitabı bu kadar hoşuma gitmişti.  Bunca zaman kendisini bilmeme rağmen okumaya tenezzül etmemem de benim çomarlığım olsun arkadaşlar.

"İnsanlar sevmiyorum çünkü düşüşlerini gördüm" demesi bile ne güzel. Ne çok gördük be Albert gözümüzde yücelttiğimiz insanların düşüşlerini, yalanlarını. Gel de sonra sev. Müslüm de belki sözlerini kendi yazmadı ama ne de güzel anlatıyor tam tersinden "sevdasız geçecek ömre hayret" diyerek. Camus'un şu düşünceleri bile tespitin kralı aslında. Vay beee gerçekten de öyle diyorsun. Bunu okuduğumda yaşadıklarım aklıma geldi tekrar, yine Müslüm dinledim.
"Dostlarınız kendilerine karşı içten olmanızı istedikleri zaman onlara inanmayın. Onlar , sizin için içtenlik vaadinde bulacakları ek bir güvenceyi kendilerine sağlayarak onlar hakkındaki iyi fikrinizi sürdüreceğinizi umarlar yalnızca. İçtenlik nasıl dostluğun bir koşulu olur? Her ne pahasına olursa olsun gerçek sevgisi hiç bir şeyi kollamayan ve hiç bir şeyin kendisine direnemeyeceği bir tutkudur. Bir kusurdur o, bazen bir konfordur ya da bir bencilliktir. Eğer bu durumda bulunursanız çekinmeyin. "Doğruyu söyleyeceğinize söz verin ve en fazla yalanı söyleyin". Böylece onların derin arzusuna yanıt verirsiniz ve sevginizi iki kere kanıtlarsınız onlara."
İçten olmak hiç bir zaman fayda getirmedi zaten. Mesela "yakışmış mı" diye biri sorduğunda içten bir cevap olarak bence olmamış sana dediğinizde kötü oluyorsunuz. Camus'un dediği gibi en büyük yalanı kim söylerse o baştacı hep.

Aslında şimdi anladım Camus okuduktan sonra efkar yapıyorum gerçekler yüzüme vurunca. Sonra da Müslüm dinliyorum. Birbirilerini tamamlıyorlar aslında. O yüzden Albert okuyan üstüne dondurma sonrası su içmek gibi Müslüm dinlesinler. Çivi çiviyi söker sobuçta. İyi ki yazmışlar iyi ki söylemişler. Gidip mezarına çiçek bırakacağım kişi listeme iki kişi daha ekledim. Toprağınız bol olsun Albert reis ve Müslüm Baba.

xoxo ukturko

18.1.17

Bir gün yine portakal yiyorum

Yazan: Ukturk | 18.1.17 | Kategori: | 5 Sesime ve fiziğime güveniyorum

Artık daha çok meyve yiyorum. Son zamanlarda mandalinayı bırakıp portakala geçtim. Çünkü daha ucuz ehe. Elinde sürekli mandalinayla dolaşan baba gibiyim. Tek farkım göbeğim yok ve kendim soyup kendim yiyorum. Bu aralar en büyük mutluluklarım da yine meyveler üzerine. Mesela bu ara en çok portakalın sulu çıkmasına seviniyorum. Elim yeterince pislenmediyse o portakal hayal kırıklığı oluyor benim için. Neyse ki son aldıklarım gayet suluydu, kim ürettiyse sevgilerimi iletmek istiyorum buradan o güzel kalpli portakalcı amcaya. Bu satıları da yine portakal yerken yazıyorum ayrıca. Sanırım dişlere de iyi geliyor diyorlar, bu sayede diş macunu masrafımı da yarı yarıya azaltıp artan parayla kebap yemeyi düşünüyorum. Bu kafayla çok yaşayamayacağım ben de farkındayım ama renksiz hayatıma böyle çeşitli saçmalıklar vasıtasıyla renk katmaya çalışıyorum. Tabii buna ren denilebilirse, olsa olsa kırık beyaz diyebiliriz.



Bir de çok rüya görmeye başladım ilginç bir şekilde. 30 yaşından sonra biten sosyal hayat ile birlikte rüya alemim canlandı, pavyon gibi oldu yemin ederim. Her türlü aksiyon var. Aksiyon deyince şimdi kesin başka şeyler geldi akıllara farkındayım ama yook öyle şeyler değil, bizimlaa değilsınızz. Aksiyon derken mesela sivilce falan sıkıyorum, mouse pili falan değiştiriyorum. Her zamanki gibi fantastik ve anlamsız tıpkı normal yaşamım gibi. Sivilce olayı ilginç ama anlatayım: (iki nokta üst üste)

Tabii rüyadayım, rüyanın vermiş olduğu bir rahatlık var sanırım üzerimde bi de ne göreyim güzelim sol göğsüm üzerinde sivilce var. Ne büyük ne küçük, bildiğin sivilce boyutlarında. Standart sivilce ehe. Beyaz başını da vermiş gel beni sık diye bağırıyor resmen. Ben de zaten sivilce görünce "sıkayım mı onu" diye yanaşan bir manyak olduğum için rüyada da olsa affetmedim tabii hemen sıkmak için parmaklarım arasına aldım. Ama o da ne ben şok!! sivilceyi sıkmaya gücüm yetmiyor, ben ki 10 kaplan gücünde bir insanım nasıl yetmez. Bi çaba bi daha deniyorum tam içindeki lanet olası pislik çıkacak gibi oluyor ıhhh çıkmıyor. Sıkmaya çalışırken yoruldum bi de artık nasıl bir güç harcadıysam küçücük sivilceyi sıkmak için. Son bir kez daha deniyorum biraz dışarı çıkıyor, kalanını da içinde alayım diyorum ama bu kez kolum gitmiyor gücü kalmamış, istiyorum ama olmuyor ve rüya the end. Resmen içimde kaldı yani o sivilce tam anlamıyla sıkamadım. Sonra rüya yorumlarına baktım sivilce sıkmak iyi bir şey ama sonucu getiremediğim için başıma ne gelecek diye bekliyorum şu an.

Böyle işte şimdi "yooo neresi ilginç bu rüyanın, sivilce falan bir sürü pislik anlattın okuttun bize" diyenler olabilir. Bence gayet ilginç kaç insan rüyasında sivilce sıkıyor veya mouse pili falan değiştiriyor. O da değişik bi şey bildiğin pil değiştirdim rüya bundan ibaret. Bilinç altım bana nasıl gizli subliminal mesajlar vermek istiyor bilmiyorum ama pek hayra alamet değil gibi sanki. Hakkımızda hayırlısı diyeyim gideyim ben.

Rüyalarda buluşalım tatlı kız.

xoxo ukturko hoca

21.12.16

Umutlarımın arasından "güneş" topla benim için

Yazan: Ukturk | 21.12.16 | Kategori: , , , | 3 Sesime ve fiziğime güveniyorum

Yağmur yağmıyordu artık kurumuştu her yer. Terk edilmişti her adım, hayat yoktu artık. Başka bir yer de yoktu gidecek. Olsa ne olacaktı gidecek miydim sanki? Yaşayamazdım ki başka yerde. Ne yapardım, olmaz gidemezdim belki tekrar bahar gelir diye bekledim. Yıllar sürdü, beklenen her şey olmuş ama bir yağmur yağmamıştı. Tam tükendim artık derken damla damla düşmeye başladı "yağmur". Her damlası ayrı bir mesajdı yağmurun. Her damlası bir şeyler anlatıyordu bana. Önce saklamak istedim her damlayı. O kadar çok beklemiştim ki her damlayı korumak istedim. Sonra duymaya çalıştım ama ne mümkün. Daha önce bilmediğim bir şeydi bu. Tanımlayamıyordum bile. Ama zamanla alıştım yağmurun sesine, yağmur sesim, ben "yağmur" oldum. Kuruyan topraklarım yeşermişti artık, her düşen damla hayat vermişti tekrar. Yemyeşildi artık dağlarım, çiçek açmıştı her yer. Yağmur dinse de yankılanıyordu "yağmurun sesi" dağlarımda, ovalarımda. Şarkılar söylüyordu bu sesle ırmaklarım. Bahardı sanırım bu, hiç bitmeyecek bir bahar sanki. Daha önce hiç bilmediğim bir ses tam bittim derken koşarak gelmişti. Sonra gitti yağmur, hani sesim olan, dağlarımı yeşerten, ovalarımda çiçekler açtıran "yağmur". Yağmıyordu yine, sesim kısılmış gibiydi. Bitmişti bahar, bitmişti açan çiçekler, yoktu dallarda cıvıldayan kuşlar. Bitmişti, eskisi gibiydi her şey, çoraklaşmıştı topraklarım.


Sonra kış geldi. Soğuktu havalar, kar yağsın istiyordu herkes ama ben hala yağmuru arıyordum. O sevdiğim yağmurun sesini bekliyordum özlemle. Biliyordum yağmayacaktı, yağmadı da zaten. Kar yağdı dedikleri gibi. Her hafta daha çok, daha çok. Yağdı dağlarıma, soldu çiçeklerim, kurudu yapraklarım, bitti özlemlerim.

Belki kardan sonra da güneş açacak. Kardan sonraki ayazda ısıtan güneş. Ohh be dedirten güneş, baharı müjdeleyen güneş. O açan güneş de sensin biliyorum. Zaten çok üşüdüm yağan karlarda. Bitsin artık, sessizce bekliyor umutlarım. Hadiii "umutlarımın arasından "güneş" topla benim için," açılsın yollarım.

*ukturko


6.7.14

İzlanda Rehberi | Reykjavik, Blue Lagoon, Geysir, Gulfoss...


Merhaba sevgili İzlanda severler. Bilen bilir 2014 haziran ayı içerisinde (yani daha geçenlerde) bir haftalık bir izlanda seferim oldu, çıkartma yaptım geldim. Ecdadın torunlarıyız sonuçta :) Nasıldı derseniz çok güzeldi gerçekten. İmkanı ve biraz zamanı olanlar kesinlikle bir defa da olsa gidip görmeliler gezmeliler İzlanda bölgesini. Çünkü dünyanın hiç bir bölgesi ile kıyaslanamayacak özelliklere sahip, özellikle coğrafi ve doğa güzellikleri açısından. Kızları da güzel bu arada atlamayalım. Tabii bizim sosyetik çıt kırıldım Paris ve Roma çizgisi dışına çıkmayan kızlara yönelik değil, onlar takılsın bırakın :) Bir ülke düşünün ki hem volkanların hem de buzulların yer aldığı. Ice and fire diye boşuna demiyorlar zaten İzlanda için, hakkını veriyor bu tanımın fazlasıyla.


Adım adım yazacağım, biraz uzun olabilir, zaten bu yazıyı da ilgilenen arkadaşlar okuyacağı için sorun olmaz diye düşünüyorum. Reykjavik, Golden Circle bölgesi, Whale Watching ve Blue Lagoon hakkında bilgiler vereceğim. Kuzeye gitmedik, Reykjavik çok tatlı geldi hoho :) Hatırlatayım, bir bekar gezisiydi bu, tur falan yok belirteyim. Evli çiftlere uygun bir yazı değil o yüzden, gençler toplaşın canlarım ukturk hocanız anlatıyooor :)

Turla gitmediğimiz ve Türkiye üzeriden direkt uçuş olmadığı için Amsterdam aktarmalı olarak gittik. (Biletler kişi başı toplam 2100 TL falan tuttu. Daha ucuza da gelebilir erken alınırsa sanırım) Benim önerdiğim rota bu olacak, çünkü İzlanda'dan önce 2-3 gün Amsterdam'da takılmanızı istiyorum evet evet bunu yapınız. Türkiye ile İzlanda arasında 3 saat fark var zamansal açıdan ve İzlanda'da yaz mevsimlerinde gece olmuyor evet gençler gece yok hep gündüz. Nasıl uyuyor insan derseniz alışıyorsunuz, biz sürekli dolandığımızdan uykumuz gelince uyuyorduk genelde sabahları uyuduk öyle diyeyim ve sıcaklık 10-12 derece arasındaydı bu zamanlarda. Ara ara yağmur yağıyor ama ıslatan tarzda değil böyle ince ince yağıyor, çok tatlı yani. Reykjavik'de öyleydi hep. :)

Havaalanı başkent Reykjavik'de değil Keflavik denilen bir bölgede. Yaklaşık 50 km uzakta bir bölgede, buradan reykjavik'e bağlantıyı araba kiralamadıysanız, Flybus ve türevleri tur firmaları gerçekleştiriyor. İki kişi toplam 5000 ISK kitlediler mesela bize 50 km için. 1 Euro yaklaşık 150 ISK ediyor. (Icelandair sanırım bunu kendisi karşılıyor biz Wowair ile gelmiştik. Aklınızda olsun)  Bankalarda exchange yaptırabilirsiniz, adamlar kahve ikramı yapıyor bankalarında sıra beklerken, güvenlik yoktu ve bizi güzel bir bayan karşıladı girişte, allahımmm :) İzlanda'nın çooook pahalı olduğunu söylemişlerdi, daha iner inmez tecrübe etmiş olduk, aklınızdan çıkarmayın pahalı gençler, iliğinizi sömürür dikkat etmezseniz :)


Kalacağımız yeri airbnb'den tuttuk. Oteller çok pahalı, süper pahalı. Hilton ve Grand Hotel sanırım top otelleri ama şehrin biraz dışındalar. Zaten bekar genç bir insan neden gitsin otele o kadar bayılsın değil mi, otele vereceğiniz tomarla parayla çok daha güzel şeyler yapabilirsiniz. Zaten oraya kadar gidip otelde kalan ya yaşlıdır ya evlidir ya da ergendir, net yani :) Biz şurada (https://www.airbnb.com.tr/rooms/905741?s=fgJZ) kaldık. Apartman tipi odalar kiralanıyor. Mutfak, 2 banyo ve 2 tuvaleti var ortak olarak. Her gün temizleniyor. Mutfakta tavaya kadar her şey var. 9 oda var toplamda ama hepsi aynı anda dolu olmadı hiç. Gayet temiz ve Reykjavik'in tam göbeğinde daha merkezi yok öyle diyeyim. Özellikle reykjavik etrafında takılacak, turlara katılacak olanlar için on numara seçim. Fiyatı da izlanda şartları açısından gayet uygun. Yemeğe çok para vermek istemeyenler bunu seçsin, çünkü hem damağınıza göre yiyecek bir şey yok hem de çok pahalı. McDonald's falan da yok maalesef. Yanında hemen süper market var biz biraz ilerideki bonus adı verilen yerden aldık. Büyük bir market her şeyi bulabileceğiniz. Euroshopper logosu olanları tercih edin, daha ucuz oluyor onlar. Menemen yaptık amerikan kızlarla yedik ya, daha ne olsun :)) Evde kalanlar gayet iyi çocuklardı hep, hiç dallama olmadı, odamızın kapısını kitlememeye başladık biz zamanla, herkes birbirine selam veriyor, gülümsüyor paylaşıyor. İşte bu medeniyet bu diyorsunuz :)

Bir rehber niteliğinde olmasını istediğimden daha gezemedik dikkat ediyorsanız. Lojistik tamamlandı artık gezebiliriz :)

1. Blue Lagoon ve Whale Watching

Öncelikle bunlarla ilgili bilgi vereyim. İkisini bir ele aldım farklı şeyler olmasına rağmen. Bu ikiliyi biz bir tur firmasından paket olarak satın aldık. Kişi başı 15.000 ISK. Ayrı ayrı aldığınızda daha pahalı ve sizin tüm ulaşım işleminiz de içinde. Sizi kaldığınız yere bırakıyorlar geri. Special Tours firmasından, tavsiye ederim, özellikle whale watching gezimiz sırasında gayet memnun kaldık. Okyanusa Andrea adı verilen bir gemi ile açıldık. Saat 09:00'da başladı 12:20 gibi geri döndük. Gezi sırasında balinaları, puffins ve yunusları dikizliyorsunuz. Şu fani ömrümde bunu da yaptım ya daha isterim dedim bir an. Gayet güzeldi özellikle yunusları doğal alanlarında izlemek. Okyanus gezisi de cabası tabii. Kesinlikle yapın. Aynı zamanda size yeşil soğuktan ve yağmurdan koruyan tulumu da ücretsiz veriyorlar. Kalın kalın giyinmenize gerek yok. Old harbour adı verilen yerde bu tur firmaları ve gemileri. Oradan rezervasyon yapabilirsiniz, sanırım internet üzerinden de yapılıyor ama biz yerinde görmek istedik.


Okyanusta balina ve yunus dikizlemeye çalışırken yorulduk tabii dinlenmemiz gerek saat 12:45 gibi tur firması bizi old harbour önünden otobüsü ile aldı ve blue lagoon dediğimiz cennete götürdü yaklaşık yarım saat falan sürdü sanırım uyuduğum için tam hatırlamıyorum. Otobüslerde internet bağlantısı da mevcut bu arada. İyi ki bu ikisini bir paket halinde almışız dedik gidince. Bu mekanın her yeri volkanik arazi, böyle yağan küllerden dolayı oluşan şekiller falan, başka hiç bir şey yok. Fantastik gerçekten, dışarısı çok soğuk ama suya girince (termal su açık hava) ohh be diyorsunuz :) Harika bir deneyim gerçekten, atlamayın burayı. Kolunuza manyetik bir bileklik veriyorlar bununla suyun içinde kurulmuş yerden büfe diyelim biz içeceklerinizi alabiliyorsunuz, para derdi yok yani. Sonra çıkarken ödüyorsunuz, gayet güzel bir çözüm. Büyük plastik bardak bira 1000 ISK bu arada. Süresi falan yok bu arada blue lagoon'nun, bizim geldiğimiz turun saat 21:15'e kadar reykjavik'e otobüsleri vardı her bir saatte bir kalkıyor. Biz 3 saat durduk burada, buruş buruş oldum haha :) Suyun rengi gök mavisinden de açık, fotolardan gördüğünüz gibi. Gidiniz :)

2. Golden Circle (Skalholt, Gulfoss, Geysir Strokkur, Tingvellir National Park)

İzlanda'ya geldiyseniz bu hattı da gezmek zorundasınız. Biz buna para vermedik. Daha önce internetten tanıştığım bir izlandalı grup ile beraber gerçekleştirdik. Beni çok sevdiler hehe :)) Bu da epey bir para aslında, şanslıydık :) Öncelikle Skalholt dediğimiz yere gittik, burada kilise var ama çimden bir kilise mevcut, üzerinde çim var bildiğiniz kendisi tahtadan. Anlattıklarına göre eski ve mazisi olan bir yermiş. Fotoğraf çekilmek için güzel bir yer. Buna benzer bir kilise daha varmış izlanda'da sanırım.


Daha sonra Gullfoss dediğimiz yere gittik. Bu sonunda yer alan foss şelale falan demekmiş. Mesela selfoss diye bir yer daha var güneyde, sanırım orada da şelale var :) Evet burası bir şelale bölgesi ama ne şelale. Harika bir alan ve gayet büyük. Merdivenlerden inip şelalenin yanına kadar geliyorsunuz ve ıslanıyorsunuz. Bizim gittiğimizde daha yeni düzenlemişlerdi, eski hali daha farklıymış. Öyle bir çağlıyor ki, fiskiye etkisi yapıyor ve bazı bölgelerde ıslanıyorsunuz ama ben çok eğlendim :) Fotoğraf çekmek, şöyle güzel bir manzara görmek ve bence eğlenmek için güzel bir yer. Şelale gerçekten çok güzel. Buraya golden waterfall da deniliyor bu arada. Yukarıda bir restaurant da mevcut, dilerseniz yemek yiyebilirsiniz bir şeyler içebilirsiniz ya da hediyelik eşya falan alabilirsiniz. Paşa gönlünüz bilir canlarım :)

Strokkur ve Geysir. Bu ikisi aynı bölgede. Anlatması çok zor. Harika bir deneyim ve heyecan verici bir şey kesinlikle. Evet volkanik bir oluşum ve yerin altından 5-6 dakika aralıklarla yaklaşık 35-40 metre yükselen sıcak bir su ve siz :) Suyun sıcaklığı 80-100 derece arasında değişiyormuş, acaba sıcak mı diye deneyeyim demeyin diye uyardılar beni :) Ama denedim nasıl mı? Şimdi biz bunun önüne geçtik su fokurduyor falan önünde video çekeceğiz patlarken bekliyoruz, neyse işte  patladığı an rüzgar ters esti ve etrafımda benim gibi bekleyen herkes bir güzel ıslandı hem de ne ıslanmak. Bir an aha haşlanacağız çok güzel çocuktum derken suyun yere inerken ılık bir hal aldığını anladım üzerime düştüğünde :)) O yüzden ıslanmaktan korkmayın, videonuzu çekin önünde, herkes çekiyor. Ekip de eğlenceli olunca fazlasıyla eğlendik, unutamayacağım bir gün olmuştu geysir gerçekten, bak özledim şimdi :)


Son olarak bu gün boyu süren gezinin son noktası Tingvellir ulusal parkına gittik. İzlanda'da sanırım iki tane daha ulusal park var. Bu en büyüğü değil. En büyük olanı ülkenin doğusunda kalıyor, güzel diyorlar görmedim :) Bu biraz küçük olanlarından eski parlemento falan var eski çağlardan kalan. Tarihi ve önemli bir bölge yani. Görmenizi tavsiye ederim. Unesco'nun listesinde olan bir yer. Kampçılar için kamp bölgeleri falan da mevcutmuş burada. Yine tabii doğa güzellikleri mevcut, çok yorulduğumdan dolayı burayı öyle dolandım sadece, yaşlandım artık :))

3. Reykjavik

Evet bunu sona bıraktım :) Burası ülkenin başkent bölgesi, bir nevi hayat burada akıyor, geri kalan yerler turistik gezelim görelim amaçlı yerler. Burada turistik gezi için öncelikle gitmeniz gereken yer şehrin tepesi diyebileceğimiz bir yerde olan ve değişik mimarisi ile büyüleyen kilise. İsmi bir garip o yüzden google bakıp yazdım ismini :)) Evet ismi, Hallgrímskirkja. Hak verdiniz bana değil mi isim konusunda :) Mimari gerçekten çok hoş ve benzersiz, içi bildiğiniz kilise gibi. Kilisenin en üstüne çıkabiliyorsunuz asansör maarifyetiyle ve oradan reykjavik manzarası fotoğrafı çekebiliyorsunuz. Ama hatırlatayım çok yüksek olduğu için deli gibi esiyor :) Bir dipnot yukarıya çıkmak içi bilet almanız gerekiyor 5 euro alıyorlar ama biz vermedik, izlandalı arkadaşlar almayın bakan yok yukarıda dedi, gerçekten asansöre bindik çıktık kimse bilet sormadı, o yüzden bilet almayın direkt binin girişin hemen solundaki asansöre ve son kat. Bu iyiliğimi unutmayın :)

Gelelim kızlarına evet :) Buranın ana caddesi Laugavegur adı verilen cadde. Her şey burada dönüyor, zaten bizim kaldığımız yerde bu sokağın hemen göbeğindeydi. Nüfus çok az olduğundan bir insan seli beklemeyin ama en hareketli yeri burası. Böyle sakin bir şeyler içebileceğiniz sohbet edebileceğiniz izlandalılar arasına karışacağım bir yer istiyorsanız bu cadde içinde Bunk Bar adı verilen bir yer var, buraya gidin. Gayet güzel bir yer, bir viking birası içmeden ayrılmayın, keyfe göre 6 çeşit bira var. Stout tavsiye ederim evet orada da irlanda birası içtim. Saat gece 01:00'e kadar açık. Kız tavlayabilir miyiz buradan derseniz düşük bir ihtimal ama bizim kuzen bir tane tavladı, o da onun başarısı bence, ayda yılda buraya düşen kekliği o avlamış oldu :) O amaçla gelmeyin o yüzden, saat 16:00-20:00 arası happy hour vakti. Bira fiyatları yarıya düşüyor. Normalde 900 ISK verdiğiniz biraya 500 ISK veriyorsunuz. Bir çok mekanda da var bu olay bu arada. Sormaktan çekinmeyin. Bir de Türk'lere karşı herhangi bir önyargı görmedim, hep güzel karşıladılar. Ya da biz çok seveceniz bilmiyorum. Ülkemizi çok iyi temsil ettim yani :)


Hafta içi gece hayatında pek hareket yok. Ama haftasonları hareket geliyor merak etmeyin.

Buradan tanıştığım bir kız (evet sarışın) beni Dillon adı verilen bir rock bar'a götürdü, beni kaldığım yerin önünden bir golden renk golf ile aldılar (şaşırmayın kızlar çok farklı) evet bir kız grubuydu bunlar ve hepsi manken olabilecek güzellikteydi. Bir arabanın içinde bu kadar sarışın bir arada hiç görmemiştim. Bir an öldüm cennetteyim hissettim. Gayet hoş sohbetli, kasıntı olmayan harika kızlardı gerçekten. Beni buralara gömün dedim :) İki katlı bir mekan benim gördüğüm kadarıyla, her türlü tip var, punkçılar ayrı takılıyordu, rahatsız tip yok, eğlenmek için güzel mekandı bence rock müzik sevenler için. Her yeri dövmeli kızlar yok, normaldi bir çoğu. Burada biraz dans falan ettik ve sonra bu kız beni aldı bu kez palomaydı sanırım böyle bir yere götürdü, burası daha hareketli bir yerdi. Tavsiye ederim. Güzeldi yani  hoho :) 

Daha yazacak çok şey var ama yoruldum ayrıntılı bilgi isteyen arkadaşlar bana blog üzerinden ya da şuralardan ulaşabilir. twitter.com/ukturk ve kaanukturk@gmail.com Kısacası gidip görün imkanınız varsa, dünyaya bir daha mı geleceksiniz :)

Not: Araba kiralamayı düşünen arkadaşlar havaalanından kiralamayın çok pahalı. Şehir merkezinde geysir rentcar var Laugavegur caddesi üzerinde. Oradan kiralayın mesela manuel bir hyundai i10 baz modelin günlüğü 7200 ISK 4 gün kiralarsanız 19000 ISK falan. İzlanda için çok uygun fiyatlar. Teslimi de havaalanına yapabiliyorsunuz. Yok jeep olsun derseniz fiyat 4 günlük 46000 ISK falan. Arabalar yeni model genelde. Diğer fiyatlarda var elimde isteyen yeşillendirsin. Adios :)

xoxo icelander ukturko :)

3.6.14

Yurt dışında kız tavlamak için Yunan veya İtalyan olmak


Merhaba sevgili seray severler. Şu an omzum süratli bir şekilde ağrımaya devam ederken (sürat felakettir yapma etme dedim dinlemiyor) Ankara semalarından siz sevgi pıtırcıklarına sesleniyorum. Ankara seması dediysem uçakta değilim, pilot da değilim. Olsam olsam vecihi olurum hoho. Ama tüm bu olumsuzluklar size bilgi dolu! şeyler yazmamın önünde bir engel teşkil etmiyor. Bilen bilir Ankara'dayken genelde yazı yazarım, değişik bir memleket burası, kurtulamıyorum, bir şeyler oluyor sonra yine burada buluyorum kendimi. Benim lanetim de Ankara sanırım, birisi yoga yapsa da enerji falan yollasa da rahatlasam, çakralarım açılsa... Neyse canım gevezelik yaptım fazlasıyla, konumuz başlıkta da gördüğünüz gibi yurt dışına çıkınca nasıl kız tavlarız temalı. Bir çok unsur var bir araya getirmeniz gereken ama en önemlisini açıklayacağım bugün öhömm...


Evet, kendimizi ecnebi kızlarımıza Türk'üz diye tanıtmıyoruz. Burası çok önemli. Yunan, Kıbrıslı veya İtalyan oluyoruz. Hayır sapına kadar Türk'üm ben, olmaz öyle şey aga diye çıkmayın hemen, eminiz senden şampiyon ama nedenleri var, senin iyiliğin için hepsi :)

Birinci neden ülkemizi düşünüyoruz. Çünkü yurt dışına çıktın, gelmişken bir manita da yapsak fena olmaz, olmuyor böyle Hakan ile hep diye düşünebilirsiniz. Tabii herkes ülkemizi güzel temsil etmiyor, bu olumsuz puanlar hep Türk'ler şöyle Türk'ler böyleye dönüşebiliyor. O yüzden özellikle ilk defa böyle bir işe kalkışanlar kesinlikle Yunan'ım desin, hatta gülerek yumruğu sıkıp Hellas! diye bağırmalı ki inandırıcı olsun. Bu sayede yapacağınız acemilikleri de Yunan'a itelemiş oluruz, bir taşta bilmem kaç kuş. Vatanperverlik budur işte! :)

İkinci nedenimiz ise asıl nedenimiz oluyor. Niye böyle yapıyoruz çünkü Türk'lerin nedendir bilinmez (haha) kötü bir imajı var özellikle avrupa ülkelerinde. Ben de olmadı ama yaşayan arkadaşlarım var Türk'üm deyince ışık hızıyla kaçan kızlar var. Bu durum o kızların ayıbı ama gurbetçi gençlerimiz pek rahat durmuyor sanırım, ondan olabilir. Amacımız nedenlerini bulmak değil sonuca ulaşmak zaten, nedenlerine takılıp üzülmeyin. Bizim de kaderimiz buymuş ne yapalım :)

Neden bu üç ülkeyi seçiyoruz çünkü bize çok benziyorlar özellikle Yunanlılar ile benzerliğimiz üst seviyede bence, İtalyanlar da keze öyle. Bizim kızların "ayyy italyan" demesine bakmayın, bizden farkları yok. Aynı odunluk, aynı kıroluk onlarda da var haha :) Hatta onlar daha kötü, biliyorum, italyan gayet yılışık tipler. Ben zamanında daha gençken kendimi Türkiye'de popstarım diye tanıtmıştım, hiç işe yaramamıştı, acaba Türk'üm diye mi yoksa popstarım diye mi beğenmedi daha çözemedim hehe :)

Bu, ben Yunanım, İtalyanım olayını sadece barlarda, gece klüplerinde veya ne bileyim publarda falan yapıyoruz. Buralarda dolanan kızların zeka seviyeleri genelde üst seviye olmuyor, genelde tabii. O yüzden o dumanlı kafalarıyla sizin gerçekten Yunan olup olmadığınızı anlayamaz.Türk ön yargısını da bu şekilde kırmış oluruz. Aslında ön yargılı olmasalar çok sevecekler sizi ama işte bazıları da böyle. Dışarıda entelektüel sohbetlerinizde :)) yine Türküm diye dolaşın. Namımız kötü yayılmasın amaç :)

Son olarak selam verdiğiniz kıza öncelikle nereli olduğunu sorun. Ona göre milliyetinizi seçin. Yunan bir kıza aa ben de yunanım demeyelim, sonra kitlenir kalırsınız :) Bir de tabii bir isim soyisim belirleyin kendinize. Yunan için Dimitri, İtalyan için Francesco gayet güzel tercihler, bunlardan şaşmayın. Selanik'liyim falan deyin mesela, biraz bilgi edinin orası hakkında. Emek ve zaman harcayın bu iş için. Öyle Alanya'da Rus turist tavlamak değil bu, aynı kefeye koymayalım, basitleştirmeyelim, biraz da seçici olalım, kendinize saygınız olsun. :)

ÖRNEK:

- Hey.
- Heyy!
- Burası da çok sıcak değil mi sence de (böyle ortaya karışık sıradan muhabbetler)
- Evet yaa (sıcaklık alırsanız hemen soru cümlesiyle devam ediyoruz)
- Nerelisin sen hiç buralılara benzemiyorsun (standart cümlemiz haha)
-  Çek'im ben, ya sen?
- (gevelemeden) ben Dimitri Selanik'ten bilirsin hellas (gülüşmeler) (Dileğe göre annanem Türk diyebilirsiniz muhabbet genişler, Türkiye'den yardırırsınız) :)

Bu dediklerim kuzey ülkelerindeki kızlarda işe yaramayabilir, belki de yarar bilmiyorum. Çünkü bir deneyimim yok onlarla ilgili. O yüzden yerinde incelemek ve sizlere aktarmak için haziranın sonunda İzlanda'ya gidiyorum. Oradaki ortamı çok merak ediyorum, hiç o ülke insanı ile muhatap olmadım. Deneyimlerimi yine bu sevgi dolu sayfalardan sizlere aktaracağım, bir rehber gibi olacak. Görüşürüz sevgili Dimitri'ler  :)

xoxo ukturko

22.3.14

Twitter | dns olmadan vpn ile giriş yolları


Merhaba sevgili seray severler. Biliyorsunuz 20 Mart 2014 günü twitter engellendi ülkemizde fakat dns ile yine çatır çatır girilmeye devam ediliyordu. Fakat bugün itibariyle dns ile girmek de mümkün olmamaya başladı. Şimdi burada twitter'a dns dışında nasıl giriş yaparız onun yollarını söyleyeceğim sizlere. Evet bunların hepsi vpn isimini verdiğimiz çözümler olacak. Yıllardır internete vpn üzeri bağlanan bir kaçak olarak siz blog severlere önerilerim :)


Bu arada yasak uzun süre devam ederse en çok bloglara yarayacak gibi. Bir şeyler yazmak isteği güdenler bloglarına geri dönecek paşa paşa haha :)

-----Ücretsiz Çözümler:

Tunnelbear: Ben şahsen telefonumda bu uygulamayı kullanıyorum twitter için. Gayet hızlı ve güvenilir bir site. İstediğiniz ülkeden (5 farklı seçenek) bağlanabiliyorsunuz. Normal şartlarda 500 MB tutarında bir ücretsiz servisi var ama şu an için Türkiye kullanıcılara yönelik herhangi bir sınırlama koymamaktadır. İlk deneyeceğiniz bu olsun, kesinlikşle memnun kalacağınızı düşünüyorum. İndirmek için aşağıdaki linklere tıklayınız :)

----> Android ve Iphone...

Zenmate: Bir chrome eklentisi. Bilgisayardan girmek için başka bir şey tercih etmeyin bence. Çok başarılı. Sadece yapmanız gereken chrome'a eklenti olarak eklemek ve açılan sayfada mail adresinizi girip get secured demek. Bu kadar kolay. Twitter kaldığı yerden devam demektir bu eklenti, sorunsuz ve güvenilir.

----> Chrome

Stealthy: Bilgisayardan da girmek istiyorum diyenler için yukarıdaki tunnelbear uygulaması kullanılabilir yine bir de bir Chrome eklentisi olan Shealhty kullanılabilir. Ben olsan tunnelbear tercih ederim ama bu da fena değil yine, denebilir. Deneyin, firefıox'da da mevcut ayrıca. İndirmek için;

----> Chrome ve Firefox

--- Ücretli Çözüm

En kesin çözümlerdir. Ben de kullanıyorum uzun zamandır. İnternette yaptığınız ,işlemler sonucunda bir iz bırakmak istemeyenler içib birebirdir. Hızlıdır. Kendi seçtiğim bir vpn servisinin buraya yazayım. Biraz araştırırsanız daha farklı sitelerde bulabilirsiniz, seçenek çok bu alanda. Sadece twitter için ama bence gerekli değil. Yukardaki ücretsiz olanlar işinizi görecektir rahatlıkla.

Hide My Ass: Görüp görebileceğiniz en başarılı ve hızlı vpn servisidir. Bir sürü başka ülkelerde konuşlanmış serverları vardır. Yasaklı sitelere giriş için uzun süreli bir çözüm isteyenler için birebirdir bence. Ücret kısmına gelince şöyle efenim şuradan inceleyebilirsiniz. Biraz pahalı bir servis mesela aylık isterseniz 11 dolar gibi bir ücreti var. Sadece twitter için gerekli değil bence ama paşa gönlünüz bilir :)
----
Bir uyarı bu eklentileri kullanıyorsanız yasaklı sitelere girerken kullanın. Özellikle bakacılık işlemlerinizi yerine getirirken disable konuma getirmeyi unutmayın. Sevgiler :)

NOT: Sanırım burayı kapamayı unutmuşlar. Buradan girebilirsiniz  bilgisayardan girmek için herhangi bir şey gerektirmeden. Kapanırsa diğerlerni deneyin. Mobile Twitter --https://mobile.twitter.com/


xoxo ukturko

5.2.14

30 yaş ve 'biraz üstü' kadın gerçeği!


Merhaba sevgili seray severler. Mart ayının ondokuzu olduğunda resmen 30 yaşına girecek biri olarak fazlasıyla heyecanlıyım. "Sen de heyecanlanacak yer arıyorsun kuzum yaa" diyebilirsiniz ama kolay değil 20'li yaşlardan 30'lara geçiş yapacağım sonuçta aaa :) Psikolojik bir sınır bu, elbette pek değişen bir şey olmayacak kısa vadede ama gönülde ferman dinlemiyor sonuçta öhömm. Bu psikoloji ile epeydir sağda solda muhabbetini yaptığımız 30 yaş ve üstü kadınlar hakkında fetva vermek istiyorum. Kadınların hepsi çiçektir elbet 20'si 30'u yoktur :) ama aklı karışık olanlar için bir höykürelim bence... yoksa içimde kalacak, kalmasın.

Hani hep derler yaa erkekler çocuk gibi ne zaman 30-35 olurlar o zaman olgunlaşmaya başlar diye bence bu kadınlar için de geçerli bir durum. Tam olarak karşılaştırma yapılamasa da kadınların da 30'undan sonra farklı bir boyut kazandığını söyleyebiliriz. Artık bunu hormonal sebeplerle mi yoksa çok farklı sebeplerle mi açıklarız bilmiyorum ama var böyle bir şey. Tabii bu, 20-23 yaşındaki bir kadına "aayyy sen de kadın mısın" demek değildir. Onların da gençliklerinin verdiği güzellik elbet yok değil, küstürmeyelim şimdi.  :)


Peki nedir 30 yaş ve biraz üstü kadınları diğerlerine göre farklı kılan sebepler hm?

Mesela bu kadınları değerli kılan en önemli özellik zırt pırt sizden mesaj beklemez, beş dakikada bir aramaz, mesaj atmaz. Bu demek değildir ki, sizi sallamaz, sizi merak etmez. Çalışıyordur veya senin de işin olabileceğini düşünebiliyordur o yüzden böyle gereksiz şeylerle uğraşmaz. Tadında yapar bunu da yapacaksa. Ama mesela 20'li yaşlarında öyle kızlarımız var ki hele bir attığı tonlarca mesajın sadece birine cevap verme hemen "ayyy sen beni sevmiyorsun kaaan" moduna girer.

Sonraaa efendime söyleyeyim, ne istediğini , ne beklediğini biliyordur. Bir gün öyle bir böyle değil. Bazıları var ki böyle sabah başka ruh halinde, akşam başka ruh halinde. Doğal olarak erkek kişisi de ne bu lan bir karar ver artık diye isyan bayrağını açabiliyor. Halbuki 30 yaşına gelmiş bir kadın böyle mi, vallahi öyle değil. Sabah "kaancım ne kadar da mutluyuz değil mi" akşam olunca "bir yerlerde hata yapıyoruz sanırım" En büyük hata sensin diyemiyorsun tabii :)

Bir de şey var. 30 yaşına gelmiş bir kadının kendine olan güveni tam olduğu için (genelde) saçma sapan kıskançlıklar yapmaz. Mesela her kızı potansiyel bir tehlike olarak görmez, "ayyy yelloza bak nasıl da baktı" demez, dememeli zaten. Kavga bile çıkartanlarını varmış! Bir de kız sana bakar ama azarı sen yersin, ne yapalım lan gözünü mü bağlayalım kızın :) O yüzden 30 yaş kadını bu konuda sizi rahat hissettirir. Tabii kadın kendine güveniyor diye siz de işin çakallığına kaçıp "oooo fıstığa bak" diye dolanmamalısınız. O zaman 30 yaşın çiftesi nasıl olur görebilirsiniz. Sert olabileceğini söyleyebilirim :)

Trip sayısı çok azdır, kapris falan bilmez. 20li yaşlarında kızlarımızın bir çoğu sanki yaradılıştan gelmiş bir özellik gibi saatte bir trip atmadan yaşayamıyorlar. Siz de doğal olarak başlarım arkadaş tribine diye kaçıp uzaklaşıyorsunuz. Sürekli bir şeyler geveleyen, hiç bir şeyden memnun olmayan bir tiple nasıl zaman geçsin ama değil mi? Çocuk mu avutacağız, kreş mi yazıyor alnımızda hoho :)

Daha da yazabilirim ama uzatmayalım. Bu bir genelleme değildir tabii, her 30'lu yaşlarındaki kadın süper olmadığı gibi her 20'li yaşlarında kadın da kötü değildir. Ama çoğunluğu esas alırsak böyle bir durum maalesef mevcut :) 30'lu yaşlarındaki kadınların tek dezavantajı eğer bekarlarsa (ki ilgi alanımız onlar) "evde kaldım yaaa" moduna girenleridir, onlardan uzak durmak gerek aman aman. 30'lu görünümünde 20'lik onlar. Hepsinden beter, ayyy ayyy :)

Sonuç olarak, 30'lu yaşlarına gelmiş kendine bakan bir kadın her zaman bir adım öndedir ama 40 olunca ne olur bilemem oralar uzmanlık alanımın dışında, aranızda varsa 40'lık bir ablamız ondan bilgi alabiliriz :) Olgun erkek iyi olduğu gibi olgun kadın da iyidir. Seviyoruz.

ukturko. (hem 20 hem 30 sever)