6.7.14

İzlanda Rehberi | Reykjavik, Blue Lagoon, Geysir, Gulfoss...


Merhaba sevgili İzlanda severler. Bilen bilir 2014 haziran ayı içerisinde (yani daha geçenlerde) bir haftalık bir izlanda seferim oldu, çıkartma yaptım geldim. Ecdadın torunlarıyız sonuçta :) Nasıldı derseniz çok güzeldi gerçekten. İmkanı ve biraz zamanı olanlar kesinlikle bir defa da olsa gidip görmeliler gezmeliler İzlanda bölgesini. Çünkü dünyanın hiç bir bölgesi ile kıyaslanamayacak özelliklere sahip, özellikle coğrafi ve doğa güzellikleri açısından. Kızları da güzel bu arada atlamayalım. Tabii bizim sosyetik çıt kırıldım Paris ve Roma çizgisi dışına çıkmayan kızlara yönelik değil, onlar takılsın bırakın :) Bir ülke düşünün ki hem volkanların hem de buzulların yer aldığı. Ice and fire diye boşuna demiyorlar zaten İzlanda için, hakkını veriyor bu tanımın fazlasıyla.


Adım adım yazacağım, biraz uzun olabilir, zaten bu yazıyı da ilgilenen arkadaşlar okuyacağı için sorun olmaz diye düşünüyorum. Reykjavik, Golden Circle bölgesi, Whale Watching ve Blue Lagoon hakkında bilgiler vereceğim. Kuzeye gitmedik, Reykjavik çok tatlı geldi hoho :) Hatırlatayım, bir bekar gezisiydi bu, tur falan yok belirteyim. Evli çiftlere uygun bir yazı değil o yüzden, gençler toplaşın canlarım ukturk hocanız anlatıyooor :)

Turla gitmediğimiz ve Türkiye üzeriden direkt uçuş olmadığı için Amsterdam aktarmalı olarak gittik. (Biletler kişi başı toplam 2100 TL falan tuttu. Daha ucuza da gelebilir erken alınırsa sanırım) Benim önerdiğim rota bu olacak, çünkü İzlanda'dan önce 2-3 gün Amsterdam'da takılmanızı istiyorum evet evet bunu yapınız. Türkiye ile İzlanda arasında 3 saat fark var zamansal açıdan ve İzlanda'da yaz mevsimlerinde gece olmuyor evet gençler gece yok hep gündüz. Nasıl uyuyor insan derseniz alışıyorsunuz, biz sürekli dolandığımızdan uykumuz gelince uyuyorduk genelde sabahları uyuduk öyle diyeyim ve sıcaklık 10-12 derece arasındaydı bu zamanlarda. Ara ara yağmur yağıyor ama ıslatan tarzda değil böyle ince ince yağıyor, çok tatlı yani. Reykjavik'de öyleydi hep. :)

Havaalanı başkent Reykjavik'de değil Keflavik denilen bir bölgede. Yaklaşık 50 km uzakta bir bölgede, buradan reykjavik'e bağlantıyı araba kiralamadıysanız, Flybus ve türevleri tur firmaları gerçekleştiriyor. İki kişi toplam 5000 ISK kitlediler mesela bize 50 km için. 1 Euro yaklaşık 150 ISK ediyor. (Icelandair sanırım bunu kendisi karşılıyor biz Wowair ile gelmiştik. Aklınızda olsun)  Bankalarda exchange yaptırabilirsiniz, adamlar kahve ikramı yapıyor bankalarında sıra beklerken, güvenlik yoktu ve bizi güzel bir bayan karşıladı girişte, allahımmm :) İzlanda'nın çooook pahalı olduğunu söylemişlerdi, daha iner inmez tecrübe etmiş olduk, aklınızdan çıkarmayın pahalı gençler, iliğinizi sömürür dikkat etmezseniz :)


Kalacağımız yeri airbnb'den tuttuk. Oteller çok pahalı, süper pahalı. Hilton ve Grand Hotel sanırım top otelleri ama şehrin biraz dışındalar. Zaten bekar genç bir insan neden gitsin otele o kadar bayılsın değil mi, otele vereceğiniz tomarla parayla çok daha güzel şeyler yapabilirsiniz. Zaten oraya kadar gidip otelde kalan ya yaşlıdır ya evlidir ya da ergendir, net yani :) Biz şurada (https://www.airbnb.com.tr/rooms/905741?s=fgJZ) kaldık. Apartman tipi odalar kiralanıyor. Mutfak, 2 banyo ve 2 tuvaleti var ortak olarak. Her gün temizleniyor. Mutfakta tavaya kadar her şey var. 9 oda var toplamda ama hepsi aynı anda dolu olmadı hiç. Gayet temiz ve Reykjavik'in tam göbeğinde daha merkezi yok öyle diyeyim. Özellikle reykjavik etrafında takılacak, turlara katılacak olanlar için on numara seçim. Fiyatı da izlanda şartları açısından gayet uygun. Yemeğe çok para vermek istemeyenler bunu seçsin, çünkü hem damağınıza göre yiyecek bir şey yok hem de çok pahalı. McDonald's falan da yok maalesef. Yanında hemen süper market var biz biraz ilerideki bonus adı verilen yerden aldık. Büyük bir market her şeyi bulabileceğiniz. Euroshopper logosu olanları tercih edin, daha ucuz oluyor onlar. Menemen yaptık amerikan kızlarla yedik ya, daha ne olsun :)) Evde kalanlar gayet iyi çocuklardı hep, hiç dallama olmadı, odamızın kapısını kitlememeye başladık biz zamanla, herkes birbirine selam veriyor, gülümsüyor paylaşıyor. İşte bu medeniyet bu diyorsunuz :)

Bir rehber niteliğinde olmasını istediğimden daha gezemedik dikkat ediyorsanız. Lojistik tamamlandı artık gezebiliriz :)

1. Blue Lagoon ve Whale Watching

Öncelikle bunlarla ilgili bilgi vereyim. İkisini bir ele aldım farklı şeyler olmasına rağmen. Bu ikiliyi biz bir tur firmasından paket olarak satın aldık. Kişi başı 15.000 ISK. Ayrı ayrı aldığınızda daha pahalı ve sizin tüm ulaşım işleminiz de içinde. Sizi kaldığınız yere bırakıyorlar geri. Special Tours firmasından, tavsiye ederim, özellikle whale watching gezimiz sırasında gayet memnun kaldık. Okyanusa Andrea adı verilen bir gemi ile açıldık. Saat 09:00'da başladı 12:20 gibi geri döndük. Gezi sırasında balinaları, puffins ve yunusları dikizliyorsunuz. Şu fani ömrümde bunu da yaptım ya daha isterim dedim bir an. Gayet güzeldi özellikle yunusları doğal alanlarında izlemek. Okyanus gezisi de cabası tabii. Kesinlikle yapın. Aynı zamanda size yeşil soğuktan ve yağmurdan koruyan tulumu da ücretsiz veriyorlar. Kalın kalın giyinmenize gerek yok. Old harbour adı verilen yerde bu tur firmaları ve gemileri. Oradan rezervasyon yapabilirsiniz, sanırım internet üzerinden de yapılıyor ama biz yerinde görmek istedik.


Okyanusta balina ve yunus dikizlemeye çalışırken yorulduk tabii dinlenmemiz gerek saat 12:45 gibi tur firması bizi old harbour önünden otobüsü ile aldı ve blue lagoon dediğimiz cennete götürdü yaklaşık yarım saat falan sürdü sanırım uyuduğum için tam hatırlamıyorum. Otobüslerde internet bağlantısı da mevcut bu arada. İyi ki bu ikisini bir paket halinde almışız dedik gidince. Bu mekanın her yeri volkanik arazi, böyle yağan küllerden dolayı oluşan şekiller falan, başka hiç bir şey yok. Fantastik gerçekten, dışarısı çok soğuk ama suya girince (termal su açık hava) ohh be diyorsunuz :) Harika bir deneyim gerçekten, atlamayın burayı. Kolunuza manyetik bir bileklik veriyorlar bununla suyun içinde kurulmuş yerden büfe diyelim biz içeceklerinizi alabiliyorsunuz, para derdi yok yani. Sonra çıkarken ödüyorsunuz, gayet güzel bir çözüm. Büyük plastik bardak bira 1000 ISK bu arada. Süresi falan yok bu arada blue lagoon'nun, bizim geldiğimiz turun saat 21:15'e kadar reykjavik'e otobüsleri vardı her bir saatte bir kalkıyor. Biz 3 saat durduk burada, buruş buruş oldum haha :) Suyun rengi gök mavisinden de açık, fotolardan gördüğünüz gibi. Gidiniz :)

2. Golden Circle (Skalholt, Gulfoss, Geysir Strokkur, Tingvellir National Park)

İzlanda'ya geldiyseniz bu hattı da gezmek zorundasınız. Biz buna para vermedik. Daha önce internetten tanıştığım bir izlandalı grup ile beraber gerçekleştirdik. Beni çok sevdiler hehe :)) Bu da epey bir para aslında, şanslıydık :) Öncelikle Skalholt dediğimiz yere gittik, burada kilise var ama çimden bir kilise mevcut, üzerinde çim var bildiğiniz kendisi tahtadan. Anlattıklarına göre eski ve mazisi olan bir yermiş. Fotoğraf çekilmek için güzel bir yer. Buna benzer bir kilise daha varmış izlanda'da sanırım.


Daha sonra Gullfoss dediğimiz yere gittik. Bu sonunda yer alan foss şelale falan demekmiş. Mesela selfoss diye bir yer daha var güneyde, sanırım orada da şelale var :) Evet burası bir şelale bölgesi ama ne şelale. Harika bir alan ve gayet büyük. Merdivenlerden inip şelalenin yanına kadar geliyorsunuz ve ıslanıyorsunuz. Bizim gittiğimizde daha yeni düzenlemişlerdi, eski hali daha farklıymış. Öyle bir çağlıyor ki, fiskiye etkisi yapıyor ve bazı bölgelerde ıslanıyorsunuz ama ben çok eğlendim :) Fotoğraf çekmek, şöyle güzel bir manzara görmek ve bence eğlenmek için güzel bir yer. Şelale gerçekten çok güzel. Buraya golden waterfall da deniliyor bu arada. Yukarıda bir restaurant da mevcut, dilerseniz yemek yiyebilirsiniz bir şeyler içebilirsiniz ya da hediyelik eşya falan alabilirsiniz. Paşa gönlünüz bilir canlarım :)

Strokkur ve Geysir. Bu ikisi aynı bölgede. Anlatması çok zor. Harika bir deneyim ve heyecan verici bir şey kesinlikle. Evet volkanik bir oluşum ve yerin altından 5-6 dakika aralıklarla yaklaşık 35-40 metre yükselen sıcak bir su ve siz :) Suyun sıcaklığı 80-100 derece arasında değişiyormuş, acaba sıcak mı diye deneyeyim demeyin diye uyardılar beni :) Ama denedim nasıl mı? Şimdi biz bunun önüne geçtik su fokurduyor falan önünde video çekeceğiz patlarken bekliyoruz, neyse işte  patladığı an rüzgar ters esti ve etrafımda benim gibi bekleyen herkes bir güzel ıslandı hem de ne ıslanmak. Bir an aha haşlanacağız çok güzel çocuktum derken suyun yere inerken ılık bir hal aldığını anladım üzerime düştüğünde :)) O yüzden ıslanmaktan korkmayın, videonuzu çekin önünde, herkes çekiyor. Ekip de eğlenceli olunca fazlasıyla eğlendik, unutamayacağım bir gün olmuştu geysir gerçekten, bak özledim şimdi :)


Son olarak bu gün boyu süren gezinin son noktası Tingvellir ulusal parkına gittik. İzlanda'da sanırım iki tane daha ulusal park var. Bu en büyüğü değil. En büyük olanı ülkenin doğusunda kalıyor, güzel diyorlar görmedim :) Bu biraz küçük olanlarından eski parlemento falan var eski çağlardan kalan. Tarihi ve önemli bir bölge yani. Görmenizi tavsiye ederim. Unesco'nun listesinde olan bir yer. Kampçılar için kamp bölgeleri falan da mevcutmuş burada. Yine tabii doğa güzellikleri mevcut, çok yorulduğumdan dolayı burayı öyle dolandım sadece, yaşlandım artık :))

3. Reykjavik

Evet bunu sona bıraktım :) Burası ülkenin başkent bölgesi, bir nevi hayat burada akıyor, geri kalan yerler turistik gezelim görelim amaçlı yerler. Burada turistik gezi için öncelikle gitmeniz gereken yer şehrin tepesi diyebileceğimiz bir yerde olan ve değişik mimarisi ile büyüleyen kilise. İsmi bir garip o yüzden google bakıp yazdım ismini :)) Evet ismi, Hallgrímskirkja. Hak verdiniz bana değil mi isim konusunda :) Mimari gerçekten çok hoş ve benzersiz, içi bildiğiniz kilise gibi. Kilisenin en üstüne çıkabiliyorsunuz asansör maarifyetiyle ve oradan reykjavik manzarası fotoğrafı çekebiliyorsunuz. Ama hatırlatayım çok yüksek olduğu için deli gibi esiyor :) Bir dipnot yukarıya çıkmak içi bilet almanız gerekiyor 5 euro alıyorlar ama biz vermedik, izlandalı arkadaşlar almayın bakan yok yukarıda dedi, gerçekten asansöre bindik çıktık kimse bilet sormadı, o yüzden bilet almayın direkt binin girişin hemen solundaki asansöre ve son kat. Bu iyiliğimi unutmayın :)

Gelelim kızlarına evet :) Buranın ana caddesi Laugavegur adı verilen cadde. Her şey burada dönüyor, zaten bizim kaldığımız yerde bu sokağın hemen göbeğindeydi. Nüfus çok az olduğundan bir insan seli beklemeyin ama en hareketli yeri burası. Böyle sakin bir şeyler içebileceğiniz sohbet edebileceğiniz izlandalılar arasına karışacağım bir yer istiyorsanız bu cadde içinde Bunk Bar adı verilen bir yer var, buraya gidin. Gayet güzel bir yer, bir viking birası içmeden ayrılmayın, keyfe göre 6 çeşit bira var. Stout tavsiye ederim evet orada da irlanda birası içtim. Saat gece 01:00'e kadar açık. Kız tavlayabilir miyiz buradan derseniz düşük bir ihtimal ama bizim kuzen bir tane tavladı, o da onun başarısı bence, ayda yılda buraya düşen kekliği o avlamış oldu :) O amaçla gelmeyin o yüzden, saat 16:00-20:00 arası happy hour vakti. Bira fiyatları yarıya düşüyor. Normalde 900 ISK verdiğiniz biraya 500 ISK veriyorsunuz. Bir çok mekanda da var bu olay bu arada. Sormaktan çekinmeyin. Bir de Türk'lere karşı herhangi bir önyargı görmedim, hep güzel karşıladılar. Ya da biz çok seveceniz bilmiyorum. Ülkemizi çok iyi temsil ettim yani :)


Hafta içi gece hayatında pek hareket yok. Hareket katmanız için İzlanda özelinde evet bunu unutmayın izlanda özelinde Tinder isimli bir telefon uygulamasını kullanmanız gerek. Bunu da izlandalı gençlerden öğrendik, tinder kullanıyor musun diye sorunca. Tüm izlanda kızları burada kayıtlı diyebilirim, bundan eminim. Bir dating uygulaması ve reykjavik için gayet iyi çalışıyor gençler, yok böyle bir şey. Ben seçmek zorunda kaldım, sanırım esmer erkekleri seviyorlar, hatta çok seviyorlar, ya da ben çok güzelim haha :) Türkiye'ye gelince sildim uygulamayı, gereksiz tiplerle uğraşmamak için. İşimiz var gücümüz var :) Toplamda 57 match olmuştu benim 7 gün içinde, evet :))

Buradan tanıştığım bir kız (evet sarışın) beni Dillon adı verilen bir rock bar'a götürdü, beni kaldığım yerin önünden bir golden renk golf ile aldılar (şaşırmayın kızlar çok farklı) evet bir kız grubuydu bunlar ve hepsi manken olabilecek güzellikteydi. Bir arabanın içinde bu kadar sarışın bir arada hiç görmemiştim. Bir an öldüm cennetteyim hissettim. Gayet hoş sohbetli, kasıntı olmayan harika kızlardı gerçekten. Beni buralara gömün dedim :) İki katlı bir mekan benim gördüğüm kadarıyla, her türlü tip var, punkçılar ayrı takılıyordu, rahatsız tip yok, eğlenmek için güzel mekandı bence rock müzik sevenler için. Her yeri dövmeli kızlar yok, normaldi bir çoğu. Burada biraz dans falan ettik ve sonra bu kız beni aldı bu kez palomaydı sanırım böyle bir yere götürdü, burası daha hareketli bir yerdi. Tavsiye ederim. Güzeldi yani  hoho :) 

Daha yazacak çok şey var ama yoruldum ayrıntılı bilgi isteyen arkadaşlar bana blog üzerinden ya da şuralardan ulaşabilir. twitter.com/ukturk ve kaanukturk@gmail.com Kısacası gidip görün imkanınız varsa, dünyaya bir daha mı geleceksiniz :)

Not: Araba kiralamayı düşünen arkadaşlar havaalanından kiralamayın çok pahalı. Şehir merkezinde geysir rentcar var Laugavegur caddesi üzerinde. Oradan kiralayın mesela manuel bir hyundai i10 baz modelin günlüğü 7200 ISK 4 gün kiralarsanız 19000 ISK falan. İzlanda için çok uygun fiyatlar. Teslimi de havaalanına yapabiliyorsunuz. Yok jeep olsun derseniz fiyat 4 günlük 46000 ISK falan. Arabalar yeni model genelde. Diğer fiyatlarda var elimde isteyen yeşillendirsin. Adios :)

xoxo icelander ukturko :)

12.6.14

Mavilik | Mektuplar 6

Yazan: Ukturk | 12.6.14 | Kategori: , , | 1 Sesime ve fiziğime güveniyorum

"Önce şarkı yazdım sana, hani baştan yavaş yavaş başlayan, iliklere işleyen, acaba devamı nasıl devam edecek dedirten, sonra gittikçe hareketlenen, nakarata geldiğinde coşkuyu verenlerden. Niyetim iyiydi aslında  teorik açıdan biri sıkıntım yoktu ama efsanevi yeteneksizliğimi unutmuşum müzik konusundaki. Bana eksikliklerimi unutturan biri olmalı diye düşündüm. Sonuçta müzik kariyeri flüt terk olan biriyim, bir sebebi olmalı benim müzik konusunda bu kadar cesaretlenmemin. Az daha beste yapıyordum yahu, demek ki ne derece yeteneksizsem varlığın bile yaptıramadı bana şarkıyı. Bir mucize olsa da yapsaydım neye benzerdi hala çok merak ediyorum aslında. Üzüldüm önce, gittim yemek yedim (aç ayı oynamaz, yılların ayısı olarak bunu hiç unutmam) sonra da yazmaya başladım...


Fırsat buldukça gezen biriyim ama ne kadar şikayet etsem de seviyorum da sanırım. Ama her açıdan çok geziyorum, bu gezilerin bir şekilde biteceğini biliyorum ama ne zaman nerede veya kimde biteceği konusunda pek bir fikrim yok. Bazen bir fikir oluşuyor sanırım durağı buldum diye. Ama fazla düşününce de beynim yanacak gibi hissediyorum, zaten iki gram aklım var o da giderse diye korkup düşünmekten vazgeçiyorum, korkaklık mı bilemem ama beynim de yanmasın istiyorum. Her şey bir yana da beni durağa bağlasana, gitmeyeyim diye, yoruldum, durmam lazım. Hem artık koşamıyorum da yaşlandım, durmam lazım.
*
Bilirsin sevgili... diye başlayan şiir yazmak isterdim çok. Niye öyle başlamalı bilmiyorum ama. Özentilik işte. Zaten şiir yazanlara çok gıcığım. Nasıl yazıyorsun böyle güzel güzel, sen yazıyorsun da ben niye yazamıyorum, tamam armutum falan ama kötü hissediyor insan, yazmayın oğlum öyle güzel şeyler.. Ben de aslında mani yazabiliyorum, şiirin yerini tutmaz ama güleriz. Gülmek daha güzel hem. Zaten saçmalama konusunda dünya harikasıyım ama beni ben yapan da bu saçma hallerim bence, yoksa Burhan Çaçan'dan ne farkım kalır vallahi kalmaz, bir arkadaşım "kaan bıyık bıraksan aslında Burhan Çaçan gibi olacaksın sanki, türkü kasedi çıkarırız sana yürür gidersin" demişti bir zamanlar. Bir burhan çaçan olmamak için yıllardır ne haller çekiyorum, o yüzden hep gülmeyelim. O değilde ne kadar çok burhan çaçan demişim. Sevgiler burhan abi.

Sadede gelirsek, daha önce de dedim bir puzzle gibiyim, parça parça. Bir çok parçası birleşmiş, köşeler belirginleşmiş, renkler ayrılmış yavaş yavaş bitmek üzere olan ama bir mavilik var doldurması zor olan her parçası birbirine benzeyen, orası hep boş, o ufuk açan, mavilik o ferahlık veren mavilik sen olabilir misin?"

(Mektubu geçen sene yazmıştım fakat burada paylaşmamıştım)


3.6.14

Yurt dışında kız tavlamak için Yunan veya İtalyan olmak


Merhaba sevgili seray severler. Şu an omzum süratli bir şekilde ağrımaya devam ederken (sürat felakettir yapma etme dedim dinlemiyor) Ankara semalarından siz sevgi pıtırcıklarına sesleniyorum. Ankara seması dediysem uçakta değilim, pilot da değilim. Olsam olsam vecihi olurum hoho. Ama tüm bu olumsuzluklar size bilgi dolu! şeyler yazmamın önünde bir engel teşkil etmiyor. Bilen bilir Ankara'dayken genelde yazı yazarım, değişik bir memleket burası, kurtulamıyorum, bir şeyler oluyor sonra yine burada buluyorum kendimi. Benim lanetim de Ankara sanırım, birisi yoga yapsa da enerji falan yollasa da rahatlasam, çakralarım açılsa... Neyse canım gevezelik yaptım fazlasıyla, konumuz başlıkta da gördüğünüz gibi yurt dışına çıkınca nasıl kız tavlarız temalı. Bir çok unsur var bir araya getirmeniz gereken ama en önemlisini açıklayacağım bugün öhömm...


Evet, kendimizi ecnebi kızlarımıza Türk'üz diye tanıtmıyoruz. Burası çok önemli. Yunan, Kıbrıslı veya İtalyan oluyoruz. Hayır sapına kadar Türk'üm ben, olmaz öyle şey aga diye çıkmayın hemen, eminiz senden şampiyon ama nedenleri var, senin iyiliğin için hepsi :)

Birinci neden ülkemizi düşünüyoruz. Çünkü yurt dışına çıktın, gelmişken bir manita da yapsak fena olmaz, olmuyor böyle Hakan ile hep diye düşünebilirsiniz. Tabii herkes ülkemizi güzel temsil etmiyor, bu olumsuz puanlar hep Türk'ler şöyle Türk'ler böyleye dönüşebiliyor. O yüzden özellikle ilk defa böyle bir işe kalkışanlar kesinlikle Yunan'ım desin, hatta gülerek yumruğu sıkıp Hellas! diye bağırmalı ki inandırıcı olsun. Bu sayede yapacağınız acemilikleri de Yunan'a itelemiş oluruz, bir taşta bilmem kaç kuş. Vatanperverlik budur işte! :)

İkinci nedenimiz ise asıl nedenimiz oluyor. Niye böyle yapıyoruz çünkü Türk'lerin nedendir bilinmez (haha) kötü bir imajı var özellikle avrupa ülkelerinde. Ben de olmadı ama yaşayan arkadaşlarım var Türk'üm deyince ışık hızıyla kaçan kızlar var. Bu durum o kızların ayıbı ama gurbetçi gençlerimiz pek rahat durmuyor sanırım, ondan olabilir. Amacımız nedenlerini bulmak değil sonuca ulaşmak zaten, nedenlerine takılıp üzülmeyin. Bizim de kaderimiz buymuş ne yapalım :)

Neden bu üç ülkeyi seçiyoruz çünkü bize çok benziyorlar özellikle Yunanlılar ile benzerliğimiz üst seviyede bence, İtalyanlar da keze öyle. Bizim kızların "ayyy italyan" demesine bakmayın, bizden farkları yok. Aynı odunluk, aynı kıroluk onlarda da var haha :) Hatta onlar daha kötü, biliyorum, italyan gayet yılışık tipler. Ben zamanında daha gençken kendimi Türkiye'de popstarım diye tanıtmıştım, hiç işe yaramamıştı, acaba Türk'üm diye mi yoksa popstarım diye mi beğenmedi daha çözemedim hehe :)

Bu, ben Yunanım, İtalyanım olayını sadece barlarda, gece klüplerinde veya ne bileyim publarda falan yapıyoruz. Buralarda dolanan kızların zeka seviyeleri genelde üst seviye olmuyor, genelde tabii. O yüzden o dumanlı kafalarıyla sizin gerçekten Yunan olup olmadığınızı anlayamaz.Türk ön yargısını da bu şekilde kırmış oluruz. Aslında ön yargılı olmasalar çok sevecekler sizi ama işte bazıları da böyle. Dışarıda entelektüel sohbetlerinizde :)) yine Türküm diye dolaşın. Namımız kötü yayılmasın amaç :)

Son olarak selam verdiğiniz kıza öncelikle nereli olduğunu sorun. Ona göre milliyetinizi seçin. Yunan bir kıza aa ben de yunanım demeyelim, sonra kitlenir kalırsınız :) Bir de tabii bir isim soyisim belirleyin kendinize. Yunan için Dimitri, İtalyan için Francesco gayet güzel tercihler, bunlardan şaşmayın. Selanik'liyim falan deyin mesela, biraz bilgi edinin orası hakkında. Emek ve zaman harcayın bu iş için. Öyle Alanya'da Rus turist tavlamak değil bu, aynı kefeye koymayalım, basitleştirmeyelim, biraz da seçici olalım, kendinize saygınız olsun. :)

ÖRNEK:

- Hey.
- Heyy!
- Burası da çok sıcak değil mi sence de (böyle ortaya karışık sıradan muhabbetler)
- Evet yaa (sıcaklık alırsanız hemen soru cümlesiyle devam ediyoruz)
- Nerelisin sen hiç buralılara benzemiyorsun (standart cümlemiz haha)
-  Çek'im ben, ya sen?
- (gevelemeden) ben Dimitri Selanik'ten bilirsin hellas (gülüşmeler) (Dileğe göre annanem Türk diyebilirsiniz muhabbet genişler, Türkiye'den yardırırsınız) :)

Bu dediklerim kuzey ülkelerindeki kızlarda işe yaramayabilir, belki de yarar bilmiyorum. Çünkü bir deneyimim yok onlarla ilgili. O yüzden yerinde incelemek ve sizlere aktarmak için haziranın sonunda İzlanda'ya gidiyorum. Oradaki ortamı çok merak ediyorum, hiç o ülke insanı ile muhatap olmadım. Deneyimlerimi yine bu sevgi dolu sayfalardan sizlere aktaracağım, bir rehber gibi olacak. Görüşürüz sevgili Dimitri'ler  :)

xoxo ukturko

22.3.14

Twitter | dns olmadan vpn ile giriş yolları


Merhaba sevgili seray severler. Biliyorsunuz 20 Mart 2014 günü twitter engellendi ülkemizde fakat dns ile yine çatır çatır girilmeye devam ediliyordu. Fakat bugün itibariyle dns ile girmek de mümkün olmamaya başladı. Şimdi burada twitter'a dns dışında nasıl giriş yaparız onun yollarını söyleyeceğim sizlere. Evet bunların hepsi vpn isimini verdiğimiz çözümler olacak. Yıllardır internete vpn üzeri bağlanan bir kaçak olarak siz blog severlere önerilerim :)


Bu arada yasak uzun süre devam ederse en çok bloglara yarayacak gibi. Bir şeyler yazmak isteği güdenler bloglarına geri dönecek paşa paşa haha :)

-----Ücretsiz Çözümler:

Tunnelbear: Ben şahsen telefonumda bu uygulamayı kullanıyorum twitter için. Gayet hızlı ve güvenilir bir site. İstediğiniz ülkeden (5 farklı seçenek) bağlanabiliyorsunuz. Normal şartlarda 500 MB tutarında bir ücretsiz servisi var ama şu an için Türkiye kullanıcılara yönelik herhangi bir sınırlama koymamaktadır. İlk deneyeceğiniz bu olsun, kesinlikşle memnun kalacağınızı düşünüyorum. İndirmek için aşağıdaki linklere tıklayınız :)

----> Android ve Iphone...

Zenmate: Bir chrome eklentisi. Bilgisayardan girmek için başka bir şey tercih etmeyin bence. Çok başarılı. Sadece yapmanız gereken chrome'a eklenti olarak eklemek ve açılan sayfada mail adresinizi girip get secured demek. Bu kadar kolay. Twitter kaldığı yerden devam demektir bu eklenti, sorunsuz ve güvenilir.

----> Chrome

Stealthy: Bilgisayardan da girmek istiyorum diyenler için yukarıdaki tunnelbear uygulaması kullanılabilir yine bir de bir Chrome eklentisi olan Shealhty kullanılabilir. Ben olsan tunnelbear tercih ederim ama bu da fena değil yine, denebilir. Deneyin, firefıox'da da mevcut ayrıca. İndirmek için;

----> Chrome ve Firefox

--- Ücretli Çözüm

En kesin çözümlerdir. Ben de kullanıyorum uzun zamandır. İnternette yaptığınız ,işlemler sonucunda bir iz bırakmak istemeyenler içib birebirdir. Hızlıdır. Kendi seçtiğim bir vpn servisinin buraya yazayım. Biraz araştırırsanız daha farklı sitelerde bulabilirsiniz, seçenek çok bu alanda. Sadece twitter için ama bence gerekli değil. Yukardaki ücretsiz olanlar işinizi görecektir rahatlıkla.

Hide My Ass: Görüp görebileceğiniz en başarılı ve hızlı vpn servisidir. Bir sürü başka ülkelerde konuşlanmış serverları vardır. Yasaklı sitelere giriş için uzun süreli bir çözüm isteyenler için birebirdir bence. Ücret kısmına gelince şöyle efenim şuradan inceleyebilirsiniz. Biraz pahalı bir servis mesela aylık isterseniz 11 dolar gibi bir ücreti var. Sadece twitter için gerekli değil bence ama paşa gönlünüz bilir :)
----
Bir uyarı bu eklentileri kullanıyorsanız yasaklı sitelere girerken kullanın. Özellikle bakacılık işlemlerinizi yerine getirirken disable konuma getirmeyi unutmayın. Sevgiler :)

NOT: Sanırım burayı kapamayı unutmuşlar. Buradan girebilirsiniz  bilgisayardan girmek için herhangi bir şey gerektirmeden. Kapanırsa diğerlerni deneyin. Mobile Twitter --https://mobile.twitter.com/


xoxo ukturko

5.2.14

30 yaş ve 'biraz üstü' kadın gerçeği!


Merhaba sevgili seray severler. Mart ayının ondokuzu olduğunda resmen 30 yaşına girecek biri olarak fazlasıyla heyecanlıyım. "Sen de heyecanlanacak yer arıyorsun kuzum yaa" diyebilirsiniz ama kolay değil 20'li yaşlardan 30'lara geçiş yapacağım sonuçta aaa :) Psikolojik bir sınır bu, elbette pek değişen bir şey olmayacak kısa vadede ama gönülde ferman dinlemiyor sonuçta öhömm. Bu psikoloji ile epeydir sağda solda muhabbetini yaptığımız 30 yaş ve üstü kadınlar hakkında fetva vermek istiyorum. Kadınların hepsi çiçektir elbet 20'si 30'u yoktur :) ama aklı karışık olanlar için bir höykürelim bence... yoksa içimde kalacak, kalmasın.

Hani hep derler yaa erkekler çocuk gibi ne zaman 30-35 olurlar o zaman olgunlaşmaya başlar diye bence bu kadınlar için de geçerli bir durum. Tam olarak karşılaştırma yapılamasa da kadınların da 30'undan sonra farklı bir boyut kazandığını söyleyebiliriz. Artık bunu hormonal sebeplerle mi yoksa çok farklı sebeplerle mi açıklarız bilmiyorum ama var böyle bir şey. Tabii bu, 20-23 yaşındaki bir kadına "aayyy sen de kadın mısın" demek değildir. Onların da gençliklerinin verdiği güzellik elbet yok değil, küstürmeyelim şimdi.  :)


Peki nedir 30 yaş ve biraz üstü kadınları diğerlerine göre farklı kılan sebepler hm?

Mesela bu kadınları değerli kılan en önemli özellik zırt pırt sizden mesaj beklemez, beş dakikada bir aramaz, mesaj atmaz. Bu demek değildir ki, sizi sallamaz, sizi merak etmez. Çalışıyordur veya senin de işin olabileceğini düşünebiliyordur o yüzden böyle gereksiz şeylerle uğraşmaz. Tadında yapar bunu da yapacaksa. Ama mesela 20'li yaşlarında öyle kızlarımız var ki hele bir attığı tonlarca mesajın sadece birine cevap verme hemen "ayyy sen beni sevmiyorsun kaaan" moduna girer.

Sonraaa efendime söyleyeyim, ne istediğini , ne beklediğini biliyordur. Bir gün öyle bir böyle değil. Bazıları var ki böyle sabah başka ruh halinde, akşam başka ruh halinde. Doğal olarak erkek kişisi de ne bu lan bir karar ver artık diye isyan bayrağını açabiliyor. Halbuki 30 yaşına gelmiş bir kadın böyle mi, vallahi öyle değil. Sabah "kaancım ne kadar da mutluyuz değil mi" akşam olunca "bir yerlerde hata yapıyoruz sanırım" En büyük hata sensin diyemiyorsun tabii :)

Bir de şey var. 30 yaşına gelmiş bir kadının kendine olan güveni tam olduğu için (genelde) saçma sapan kıskançlıklar yapmaz. Mesela her kızı potansiyel bir tehlike olarak görmez, "ayyy yelloza bak nasıl da baktı" demez, dememeli zaten. Kavga bile çıkartanlarını varmış! Bir de kız sana bakar ama azarı sen yersin, ne yapalım lan gözünü mü bağlayalım kızın :) O yüzden 30 yaş kadını bu konuda sizi rahat hissettirir. Tabii kadın kendine güveniyor diye siz de işin çakallığına kaçıp "oooo fıstığa bak" diye dolanmamalısınız. O zaman 30 yaşın çiftesi nasıl olur görebilirsiniz. Sert olabileceğini söyleyebilirim :)

Trip sayısı çok azdır, kapris falan bilmez. 20li yaşlarında kızlarımızın bir çoğu sanki yaradılıştan gelmiş bir özellik gibi saatte bir trip atmadan yaşayamıyorlar. Siz de doğal olarak başlarım arkadaş tribine diye kaçıp uzaklaşıyorsunuz. Sürekli bir şeyler geveleyen, hiç bir şeyden memnun olmayan bir tiple nasıl zaman geçsin ama değil mi? Çocuk mu avutacağız, kreş mi yazıyor alnımızda hoho :)

Daha da yazabilirim ama uzatmayalım. Bu bir genelleme değildir tabii, her 30'lu yaşlarındaki kadın süper olmadığı gibi her 20'li yaşlarında kadın da kötü değildir. Ama çoğunluğu esas alırsak böyle bir durum maalesef mevcut :) 30'lu yaşlarındaki kadınların tek dezavantajı eğer bekarlarsa (ki ilgi alanımız onlar) "evde kaldım yaaa" moduna girenleridir, onlardan uzak durmak gerek aman aman. 30'lu görünümünde 20'lik onlar. Hepsinden beter, ayyy ayyy :)

Sonuç olarak, 30'lu yaşlarına gelmiş kendine bakan bir kadın her zaman bir adım öndedir ama 40 olunca ne olur bilemem oralar uzmanlık alanımın dışında, aranızda varsa 40'lık bir ablamız ondan bilgi alabiliriz :) Olgun erkek iyi olduğu gibi olgun kadın da iyidir. Seviyoruz.

ukturko. (hem 20 hem 30 sever)

22.1.14

Vine videoları | foseptik çukuru gibi mizah!


Merhaba sevgili seray severler. Bugün atarlı günümdeyim, bazı kesimlere atar yapıp gideceğim. Eminim yine sessiz çoğunluğun sesi olacağım bu yazıyla. Çünkü bu konu hakkında yazmasam içimde kalır, böyle şişer şişer kocaman olur. O yüzden bir kaç satır da olsa karalamam lazım, "yeter ulan, bu nedir aga?, nerede yaşıyorsunuz siz, ananız babanız yok mu sizin ulan" diye dolanacağım yoksa. Konumuz vine videoları ve onları çeken ergenler ve yaşı büyük beyni küçük olanlar. (daha da ağır konuşurdum da abdestim bozulmasın) hoho!


Evet, son dönemlerde oldukça popüler olan bir sosyal medya uygulaması Vine'dan bahsedeceğim. Aslında baktığımızda gayet mantıklı bir oluşum, kısa kısa 6-7 saniyelik videolar çekebiliyorsun ve bunu arkadaşlarınla paylaşabiliyorsun, twitter'ın videolusu gibi bir şey. Ama gel gör ki, özellikle ülkemizde öyle bir akım başlamış ki; bu vine denen uygulama çok farklı bir boyut kazanmış. O boyutu kazanmaz olaydı, boyu devrilesice diyenleri duyar gibiyim. Teneşirlere gelesinizzz diye de ben ekleyeyim öhöömm.

Arkadaşların video çekip paylaşmasına, hatta kendi aralarında saçma sapan eğlenmelerine sözüm yok. Ergen işte ne bekliyorsun ki sonuçta. Ama olayın boyutu çok farklı, geçen aylarda baktım bir çok kişi "ayyyy bu çocuk çok komik" veya "bunun videolarına hastayım, çok yetenekli" gibi şeyler deyince, merak ettim bir kaç video izledim ve yorumum: "Bunun neresi komik arkadaş, ne içiyorsunuz siz" oldu. Bir kaç tane daha izledim, yok ıhhh, zerre komik değil ama ("gel gör beni aşk neyledi") bir kitle var (beyin nakli yaptırdıklarını düşünüyorum) bu videolara ahahahha hihihihi tarzı tepkileri verebiliyor. Ya mizah denen şey artık piyasadan kalktı ya da bunlar bildiğin salak. Başka bir seçenek yok, kusura bakmayın canlarım.

İzlediğim kadarıyla da bir vine videosu için gereken malzemeler ise şunlar, yaz kızım; (Büyük hizmet)
- Bir adet saçını şekil verdiğini sanan apaçi veya kezban. Arzuya göre bir kaç apaçi/kezban aynı video içerisinde de kullanılabilir. Yine isteyenler damak tadına göre biraz kaşar serpiştirebilir videoya. Paşa gönlünüz bilir.
- Bir kaç adet küfür, özellikle sonunda olursa tadından yenmez. Bir amouğagoyummm tarzı ne oldu anlaşılmayan bir küfür ile mizahın doruklarını yaşayabilirsiniz. 
- Bir telefon (olmazsa olmaz)
- IQ seviyesinin normalin altında olması videoların başarı oranını artıracaktır. "Ayyy ben çok zekiyim ki" diyenler, video çekebilir, beyninize sağlık.
- Bir adet dağınık oda
- Biraz küfür (haha pardon söylemiştim)
- Ağız işsizlik ve dehşet verici bir "ruhsal" ergenlik
Gördüğünüz gibi bir çok içerik bunlardan ibaret. Küfrü komiklik sanan, mizah sananlara kafam girsin (oldu mu komik, söylesenize) bence olmadı. Bir de bunların fenomenleri falan çıkmış, hiç birini bilmiyorum ama eminim bir çoğu yukarıda saydığım özelliklere uyuyordur. Bakınız burada en iyi vine videoları diye bir video var, izledim abi bu kadar mı basit mizah ulan, zeka seviyesi ilkokul terk resmen.

Açıkçası o kadar yazdım ama bu videoları nasıl komik bulabiliyorsunuz anlamam pek güç, vallahi güç. Recep İvedik'in milyonları sinemaya topladığı, Akp'nin yüzde elli oy aldığı bir ülkede beklentileri çok yukarı çekmemek lazım aslında. Büyüğü nasılsa ergeni, genci de öyle oluyor, aha işte ancak bu kadar oluyor. Son olarak foseptik tipi mizahınızda boğulun vine severler, (bunu da anlamamışlardır ayyy canlarım).

Doyamadım yazmaya, efenimm vallahi bu ülkede bu kadar çok zavallı olduğunu bilmiyordum (doğru düzgün kullanan arkadaşları tenzih ederim) hiç mi güleceğiniz bir şey yok bunlardan başka, hııı canım hııı :)

ukturko. (youtube misyoneri)

18.1.14

Çocukluktan beri hayranı olduğum "fantastik kokular"


Merhaba sevgili seray severler. Çooook uzun zamandır taaa develer tellal sinekler davulken (evet biliyorum doğrusu bu değil) yazmışım buralara. Kendimden utandım ve tekrar yazmaya karar verdim. İnsan yaşlanınca böyle oluyor işte, neyse ki ruhum genç. Ruhumun genç olduğunu da geçen gün bir kızımıza “bizden geçti Handan’cım” dedim, o da “ayyy olur mu kaancım senin ruhun genç hahaha” dedi, oradan biliyorum :) Neyse gevezelik yapasım var ama yine karanlıkları aydınlığa çıkaracak bir konudan bahsetmem gerek, fazla uzatmayalım. Malum uzun zamandır benim yazılarımın zehrinden uzaksınız, çarpmasın yavaş bir geçiş olsun.



Konumuz kokular ama benim sevdiğim kokular. “Ayyy şunun parfümü çok güzel” kokuları değil ama bildiğin doğal kokular, zaten aşırı parfüme karşı olan biriyim. Sentetik her şeye karşıyım, öhöömm. Yine maddeler halinde ifade edeceğim, afiyet olsun canımm.

- Arı Maya’lı silgi kokusu 

Ergenler bilmez, benim gibi yaşlılar daha iyi bilir. Eskiden biz ilkokuldayken böyle bir silgi vardı. Silgi kalitesi yerlerdeydi resmen, sildin mi kapkara yapardı defteri lanet şey ama o kokusu yok mu o kokusu. Sırf kokusu için alınırdı. Bence madde bağımlılığının ilk adımıydı bu silgi, bildiğin bağımlılık yapıyordu. Bunu yiyenlerde vardı sırf kokusu yüzünden, ben de denemiştim ama tadı kokusu gibi değildi, öehh :) Şimdi yine olsa da gidip alsam koklasam falan. Özledim silginin kokusunu özledim :(

- Kibrit yanınca ortaya çıkan koku 

“Ayy kaan sen de ne pis adammışsın böyle koku mu olur” diyenler bir açıdan haklısınız ama güzel değil mi bir söyleyin. Mis gibi kokar o, ohh ne de güzel koktu şerefsiz demiyor musunuz haha. Ben diyorum, böyle kibriti yakarsın sonra işin biter sallarsın sönsün diye ve ortaya çıkan o koku, aman allah yok böyle bir şey. Bir anlık duyarsın zaten o kokuyu hemen geçip gider ama tarif edilemez bir mutluluk yaşatır insana, biliyorum bu kokuyu seven bir çok kişi var, çıkın ortaya. Toplaşsak iktidar oluruz, şimdi tayyip düşünsün! Hoho!

- Bebek eli kokusu 

Bebek kelimesi bile çok narin bir kelime. Eli nasıl olmasın, o küçük eller, benim bir bebek de en sevdiğim yerlerdir. Minicik minicik bir de böyle sıkarlar ellerini nedense, ben yüzümü ellerine doğru uzatırım, yok böyle bir mutluluk, her dokunuşu ayrı bir güzel, bir de ne güzel kokarlar öyle, narin narin. Böyle şap şap vurur bazıları, allahım. Bebeğim olsun istiyorum, o minik ellerinin kokusuyla uyumak istiyorum ulaayynn :(

 - Kurumuş nane kokusu 

Bu ot türü şeyler genelde güzel kokar, bunda hemfikirdir genelde herkes ama bu nane denen varlığı kurutup bir kavanoza koyup sonra bir süre sonra açıp kullanmak istediğinizde yaydığı o koku var ya hiçbir parfümde yok, resmen ferahlatıyor insanı. Ohh ulan ohh diyorsun resmen. Bir de iştah falan açıyor bu meret sanırım, hayat gibi. Evde var bundan, arada mutfağa gidip kavanozun kapağını açıp kokluyorum, nane kokusu keşi oldum resmen haha. Tavsiye ederim gençler, deneyin :)

- Benzin kokusu, sinek ilacı vb. 

Bunu da çok seviyorum ben. Sanırım tinerci olacakmışım da direkten dönmüşüm. Küçükken babamla benzin almaya gittiğimizde içimi bir neşe kaplıyordu, oleyy benzin diye, bildiğin fazla koklayınca kafa yapıyor haha. Bir de şey var yine yeni nesil bilmez bu sinek ilacı sıkan arabalar vardı, arkasında tonla duman çıkararak mahalle mahalle gezerlerdi, biz de deli danalar gibi arkasında koşardık haha. Onun kokusu da bir efsaneydi arkadaş, hala ararım gelmedi daha sonra öyle bir koku. Şimdi onun dumansız ve kokusuz olanın sıkıyorlar, biz çok ballıymışız.
**
Bunlar yanında daha çok koku var elbet. Mesela fırından yeni çıkmış ekmek kokusu da mest eder beni. Yaa kahve kokusu, nescafelerden bahsetmiyorum, türk kahvesi çekirdeği kokusu içmeden uyandırır insanı, öyle sert ama güzel bir kokudur. Aşk gibidir, yakar geçer resmen. Romantik bir insanım biliyorsunuz (haha yalan) yağmur yağar ya hani toprağa sonra mis gibi toprak kokar ya, işte o zaman “beni köyümün yağmurlarında yıkasınlara” bağlıyorsun, pek iyidir ama fazlası zarar, aman dikkat!

O değil de ne pis insanmışım gerçekten, sevdiğim kokulara bak, yarısı uyuşturucu nitelikte resmen, hep kafa güzel gezmişim küçükken haha, şimdi böyle olmam çok normal o zaman. Babam hep çocukluğuna inmek lazım ama karanlık çıkamayız derken haklı sanırım. Uzun zaman sonra bir yazımızın sonuna daha geldik, umarım hala beni seviyorsunuzdur özümde iyi bir insanım. Hoho : )

Xoxo ukturko